Bu Cuma Postaneye Gitmeyeceğim

Hemen her cuma günü kasabaya, postaneye gidip adıma gelen kitapları “elden” teslim alıyorum. Sırf cumartesi pazar günlerimin yeni kitaplarla tanışmak ve baş başa kalmak arzusu bu. Bu hafta gitmeyeceğim. Elimdeki iki kitap yüzünden. Bir haftayı geçkin bir süredir her ikisi birden elimin altında, aralarında okuduğum sayfaları işaretleyen izlekler, gerekli yerleri çizmek için hazır kalemler var, salona indiriyorum, okuma/çalışma odasına çıkarıyorum, hatta bazen okumayacağımı bile bile yatak odasına başucuma bile götürüyorum. Bu hafta sonu okuma izlencemin ilk sırasından çıkarmak istiyorum onları.

Merak mı ettiniz, iki kitabın toplamı yaklaşık 180 sayfa; Bernard Russel’in İKARUS ya da Bilimin Geleceği ve Mark Twain’in “dedalus” yayınevi tarafından çevrilip yayımlanan İnsan Nedir? kitapları. Tesadüfen bir araya geldi bu iki kitap; sonra dikkat ettim pek tesadüf de değil bu birliktelik. İlk benzerlikleri kapak sayfalarında, İnsan Nedir kitabının yayınevi “dedalus”. Sonra Baktım Russel’in kitabının adında İKARUS var; hemen farkettim bu iki sözcük birbiri ile çok ilişkili hatta çok yakın akraba, baba/oğul.

Evet. Gene başımda bir eski Yunan Mitolojisi. Batı sanatı, edebiyatı, siyaseti, felsefesi, müziği, mimarisi bu mitolojik alandan müthiş etkilenmiştir. Aslında bu mitleri en iyi bizim bilmemiz gerekir. Çünkü hikayelerin çoğu Anadolu’da geçmektedir. Dedalus gerçek anlamda bir zanaatkâr. Tasarlıyor, yapıyor, işletiyor. Belli ki oğlu İKARUS da yanında yetişmiş, baba oğul tam bir başarı takımı. Girit‘teki yöneticinin adını, unvanını tam bilmiyoruz; haydi Kral diyelim adına, bu baba oğulu, çok korunaklı, içinden kaçışı mümkün olmayacak, labirent örneği bir açık hava hapishanesi yapmakla görevlendirir. Baba oğul kısa sürede bu isteği en üst düzeyde yerine getirirler. Tasarlayıp inşa ettikleri labirent türü mekan, çok korunaklı ve güvenlik açısından mükemmel bir tasarımdır. Kral müthiş memnun olur, ödülendirir baba oğulu. Baba oğul üstün başarıları nedeniyle sarayda, tapınaklarda hep üst düzeyde ve el üstünde olurlar. Doğal olarak kısa süre sonra adları kötü işlere, rüşvete, gayri meşru ilişkilere karışır, gün gelir devran döner kralın karısı, kızı ile ilişkileri dillere düşerler ve kendi yaptıkları “labirentte” hapse mahkum olurlar.

Bu kez baba oğul zanaat ve ustalıklarını kendi yaşamları için kullanmak zorundadırlar. Fakat yaptıkları hapishaneden kaçmak hemen hemen imkansızdır. Ama imkansızlığa mahkum olmazlar. Kuş tüylerini yapıştırarak iki kanat yapmayı ve bunlarla uçarak kaçmayı tasarlarlar. Kanatlar hazır, denemeler umut verici, uçup kurtulmanın zamanı gelir. Ancak uçuştan önce baba, SÜRECE İLİŞKİN OLARAK oğlunu uyarır: Eğer çok alçaktan uçarsa kanatlar nemden ıslanıp dağılabilir, buna karşın çok yükseklerden uçarsa güneş kanatları kurutup katılaştıracaktır.

Havalanmak! Kurtuluşa giden ilk yol çok heyecanlı ve başarılıdır. Uçuşu genelde oğlu İKARUS yönetmektedir. Genç delikanlı, havalanmanın, uçmanın ve kurtulmanın heyecanı, gururu ile coşkuludur. Uçar, yükseklere çıkar; babasının tüm uyarılarına karşın daha, daha yükseklere çıkar ve sonuç: Kanatlar kurur, katılaşır ve düşerler. Mitoloji bu ya! Herkes kendince bir ders çıkarır veya yoruma yönelir. Takım çalışmasının insanları başarıya götürdüğü, zanaatın, ustalığın, becerinin, azmin başarıyı getireceği, başkaları için tasarladıklarımızın kendimizi de etkileyeceği, başarının heyecanına, gurura kapılmanın felakete yol açacağına, bilen/usta kişilerin sözlerinin değerli olduğuna vb anlatılar, şiirler, resimler, hikayeler üretilir. Her şeye rağmen baba Dedalus ve oğlu İKARUS’un adı unutulmaz. Birinin adı Türkiye’de bir yayın evinin, diğeri ünlü bir yazarın kitap kapağında yer bulur. Bu iki ince kitabın kapakları bile bu kadar oyaladı fakat geliştirdi beni. Olsun, Baba oğul DEDALUS/ İKARUS’u tanıdım ve başalarına gelenleri öğrendim bir bakıma.

Kitapların ilginç benzerlikleri kapakları ile sınırlı değilmiş. Hemen iç kapaklara yöneldiğimde bu yayınların, yazılış ve basılış tarihlerinin benden daha eski/yaşlı olduğunu farkettim. Russel’in İkarus ya da Bilimin Geleceği yaklaşık yüzyıl (96) önce, (2021) yayınlanmış, buna karşılık Türkçe’de ilk basımı için 91 yıl (2016) beklenmesi gerekmiş (!) Mark Twain’in İnsan Nedir? kitabı daha yaşlı; ne zaman yazıldığına ilişkin bir açıklama yok ama ilk kez 1906 yılında 250 adet özel olarak basıldığı bilgisi var. Bu özel 250 sayının basımından 26 yıl önce kitap bitirilmiş ancak yazarın yakın çevresini oluşturan Monday Evening Club üyelerince çok olumsuz ve soğuk karşılanması nedeniyle yeni bir baskıya cesaret edememiş, bekletilmiştir. Yazıldığından yaklaşık 130 yıl sonra (2015) ilk kez türkçeye çevrilen kitap bir yıl içinde ikinci baskıyı yapmış. Yaklaşık bir buçuk asır önce, “Bilimin Geleceği” konusunda konuşan bir yazarı, Russel’ı dinlemek çok ilginç geldi bana.

Bernard Russel’in Türkçe’ye on altı eseri çevrilmiş. Bu çevirilerden dokuzu iki bin yılından sonra; özellikle 2014-2015 yılları Türkçe’de Russel yılları olmuş gibi. Felsefeci, mantıkçı, matematikçi, tarihçi, yazar, toplumsal eleştirmen ve politik aktivist olarak nitelendirilen Russel’ı daha çok okumak geliyor içimden.

Russel’ın Bilimin Geleceği’ne ilişkin kestirimleri izlenmeye değer. Böylece şimdiyi değerlendirmek açısından kullandığımız ölçütlerin yön, kapsam ve hızına ilişkin ölçütlerimizi daha geniş, hızlı ve ileri düzeylere taşıyabiliriz. Russel biyoloji biliminin gelişmelerine bakarak, “… belki daha ileriki çağlarda kendi irademizle çocuklarımızın cinsiyetine karar verebiliriz.” derken günümüzde cinsiyetten öte kişilik özelliklerini belirlemede kullanılan crisper teknolojisinden, aynı şekilde “Aşırı yeme ciddi bir tehlike değildir, ama aşırı kavga öyle.” deyişinde bu günkü şişkoluktan (obeziteden) henüz haberdar olmadığı anlaşılıyor. Fiziksel bilimlerin gelişiminden söz ederken “Özellikle kömür, demir ve petrol gücün ve zenginliğin temelidir.” yargısı, bugüne yansıtıldığında Russel’ın yığın verinin (big data) sağladığı güce sahip olan ulusların gücünü kestirmesi için çok erkendi. Yönetim ve örgütlenme sürecinde ve iletişimde “radyo yayıncılığı büyük bir potansiyele sahip olacak” kestiriminde bulunurken internet ve akıllı telefonlardan, sosyal medyadan söz etmesini beklemek haklı bir beklenti değildir. Russel, “sanayileşme örgütlenmenin yoğunluğunu artırdı.“ Derken kullandığı “örgütlenme yoğunluğu” terimi ile “bir bireyin maruz kaldığı örgütlenme yoğunluğu, o bireyin, bazı toplulukların demokratik kararları aracılığı ile veya üst yöneticiler tarafından verilen emir ya da tavsiyeler yoluyla belirlenmiş eylemlerin tüm eylemlere oranı;” kısaca: “yönetimce belirlenmiş eylemler/tüm eylemlere oranı = Örgütlenme Yoğunluğu.” olarak tanımlanabilir. Yazarın incecik kitabından son bir cümle: “Teknik bilimsel bilgi, insanların amaçlarını sağduyulu yapmak; gelecekteki yöneticiler muhtemelen bugünkünden daha az aptal ve daha az önyargısız olmayacaklar.”

Mark Twain’in esas adının Samuel Longhome Clemens olduğunu yeni öğrendim. Mark Twain denizcilikte, geminin olduğu yerde dip derinliğini ölçen bir aracın ismidir. Samuel Clemens nehir gemilerinde çalıştığı zaman kazandığı bu sözcüğü mizahi anlamda yazılarının birinde kullanmış ve dahasında kendi adının önüne geçmiştir. Mark Twain bir hikaye, gazete, mizah yazarı olarak dikkatimi çekti. Okuduğum İnsan Nedir? kitabında düşüncelerini yaşlı ve genç iki kişinin konuşması biçiminde verir. Buradaki genç adam bir bakıma kitabın 1906 yılında özel 250 basımı dolayısıyla kendisine karşı çıkan, düşüncelerini insana, insanlığa karşı, düşmanca ve nefret dolu bulan genç çevresini temsil ediyor gibi. Kitabı yazdığı zaman yaklaşık 48 yaşlarındaydı, 1906 yılına kadar kitabı basıma vermekten çekindi ve sonunda 250 adet özel baskı ile yetindi. Düşündüm, Mark Twain düşüncelerini açıklamaktan korkmadıysa en azından alacağı tepkilerden çekindi. Bu bana güneşin dünya etrafında değil, dünyanın güneş etrafında döndüğünü keşfeden Copernik’in kilisenin korkusundan keşfini açıklayamadığını anımsatıyor. Düşüncelerden rahatsız olan, dahası korkan yönetimleri düşünmek istemiyorum.

Aytaç AÇIKALIN

Kendi deyişi ile: O, "güncel bir eğitim dinazorudur." Diyarbakır’ın Kabi (Bağıvar) köyünde İlkokul öğretmenliği ile başlayıp 12 yıl ilköğretmen okullarında "Essah öğretmen yetiştirmeye gönül ve emek verdi." Hatay ve Edirne Milli eğitim müdürlükleri sonrasında üniversitede, "bildiklerinin yeniden inşasına (yapılandırmasına) girişti." Eğitim Yönetiminde doktora unvanını, 1995 yılında, profesörlük kariyeri ile noktaladı. Üniversite çatısı altındaki akademik yaşamını 2002 yılında emekli olarak tamamladı. Kendi deyişi ile: "Çekildi izzet-i ikbal ile babı ulemadan". Bugün "Gerçek anlamda eylemli akademik yaşantısını" insan kaynağının geliştirilmesi çalışmaları ile sürdürmektedir. Birikimlerini İnsanların başarısı ve mutluluğu için herkes ile paylaşmaktan çok mutludur

BEĞENEBİLECEĞİNİZ DİĞER YAZILAR

Bir Cevap Yazın