Dört Farklı Bebek Dört Farklı Ülke ve Bir Yıl

Bir filmi paylaşmak istiyorum sizlerle. İlginç olan filmi daha görmedim.  Görmediğim bir filmi paylaşmak istiyorum sizlerle. Film 2010 Nisanda Amerika’da gösterime girmiş, Ekim 2010 da Türkiye izleyebileceğiz. Haberdar olmak bir bakıma yetiyor paylaşmak için.

Filmin yönetmeni Fransız Thomas Balmes. Bir macera, casusluk, aşk filmi değil. Tamamen belgesel özelliğinde bir film, Babies (Bebekler). Sloganı çok yalın, “Dört farklı bebek, dört farklı ülke ve bir yıl”.  Filmin konusu, dört farklı ülkede, Mogolistan, Namibya, Amerika, Japonya’da doğan dört bebeğin, dünyaya geldiklerinden itibaren ilk nefeslerinden ilk yürüyüşlerine kadar geçen süredeki yaşamları. Filmde herhangi yapay tasarım, seslendirme yok. Baş rollerde Bayar (Mogolistan), Mari (Japonya), Hattie (Amerika), Ponijao (Namibya).

Panijao annesi ile en yakın ilişkiyi kuran bebek. Annesi onu dudaklarından öperek seviyor. Elbisesi yok, oyuncağı yok, küçük taşı büyük taşa vurarak vakit geçiriyor. Altı aydan sonra gündüzleri hiç uyumuyor. Annesi bu projeye neden evet dediğini şöyle açıklıyor: Beni ve bebğimi parasız hastaneye götüreceklerdi; böylece hastaneye gitmek için keçilerimizden birini satmak zorunda kalmayacaktık. Çekimler sırasında eve yiyecek getirdiler, para yardımı yaptılar, herkesi hastaneye götürdüler.

Bayar, gerçek bir Mogol gibi. İneklerin arasında emekliyor. Bu ailesi için doğal bir durum. Keçiler de Bayar’ı yalnız bırakmıyor. Annesi yeni kestikleri keçinin kanlı bağırsağını leğende yıkarken Bayar, yanı başında oynuyor. Bayar’ın filmdeki en başarılı sahnesi, bozkırın ortasında emeklerken birden ayağa kalkıp yürüme sahnesi şüphesiz. Babası bu sahneyi değerlendirirken, “Gerçek bir Mogol gibi rüzgara karşı dikildi.” diyor.

Japon Bebek Mari’nin hayatı daha çok kapalı mekanda geçiyor. Ya  arabasının içinde, ya da evdeki yapay parkta. Anne Seiko, kendini Amerikalı anne ile benze, diğerlerinden farklı buluyor. Çocuğu hakkında ders alıyor, diğer annelerle buluşuyor.

Amerikali Hattie’nin ailesi çevreci bir aile. Anne Susie, çekilmiş sahneleri izlerken hastanede elinin hep havada olduğunu fark etmiş. Bunun Hattie’nin gözüne güneş gelmemesin diye doğal olarak yaptığını fark ettiğinde, bu benim anneye dönüştüğümü gödsteren sahneydi diyor.

Yönetmen Thomas, filmden alınacak dersi şöyle özetliyor. Çocuklarımızı materyalist dünyadan uzak tutmalıyız. Onların sıkılacaklarından korkmamalıyız. Bebekler hiçbir şey yapmadan otururken bile çok şey öğreniyorlar. Unutmayın Mogolistan, Namibiya gibi ülkelerde  bebeklerin toprak, taş, sinek, inek, keçi, çimen ve rüzgardan başka oyuncakları yok.

Sibel Arna  (Hürriyet 17.07.2010)

Aytaç AÇIKALIN

Aytaç AÇIKALIN

Kendi deyişi ile: O, "güncel bir eğitim dinazorudur." Diyarbakır’ın Kabi (Bağıvar) köyünde İlkokul öğretmenliği ile başlayıp 12 yıl ilköğretmen okullarında "Essah öğretmen yetiştirmeye gönül ve emek verdi." Hatay ve Edirne Milli eğitim müdürlükleri sonrasında üniversitede, "bildiklerinin yeniden inşasına (yapılandırmasına) girişti." Eğitim Yönetiminde doktora unvanını, 1995 yılında, profesörlük kariyeri ile noktaladı. Üniversite çatısı altındaki akademik yaşamını 2002 yılında emekli olarak tamamladı. Kendi deyişi ile: "Çekildi izzet-i ikbal ile babı ulemadan". Bugün "Gerçek anlamda eylemli akademik yaşantısını" insan kaynağının geliştirilmesi çalışmaları ile sürdürmektedir. Birikimlerini İnsanların başarısı ve mutluluğu için herkes ile paylaşmaktan çok mutludur

BEĞENEBİLECEĞİNİZ DİĞER YAZILAR

1 Yanıt

  1. nazmiye diyor ki:

    Aytaç öğretmenimi iyi ki tanıdım.çok yönlü kişiliği ve yenilikleri takip eden , eğitimi iliklerine dek yaşayan öğretmenin ete kemiğe bürünmüş hali.
    İyi ki varsınız. ..

Bir Cevap Yazın