Sonsuzluk Yolculuğu

Televizyonların haberlerine göre dünya 1880’lerden bu yana en sıcak yazını yaşıyor. Sıcaklıklar yaklaşık üç haftadan beri mevsim ortalamalarının 6-8 derece üstünde seyrediyor. Rusya 140 yıldan beri görmediği sıcak bir yazda ülkenin üç bin noktasındaki orman yangınları ile baş etmeye çalışıyor. İstanbul “cehennem gibi sıcak” ve ben bu havada Dr. Muhammed Bozdağ’ın Sonsuzluk Yolculuğu kitabını, tam da Ateşin/Azabın Şiddeti bölümünde “Cehennemi” tanımlayan, açıklayan bölümünü okuyorum. “Cehennem yakıtı insanlar ve taşlar olan dehşetli bir ateştir. İnkârcılar o ateşe atılırlar, bedenleri eridikçe kendilerine yeni bedenler verilir. Ateş sakinleri iğrendirici sıvılardan içmeye çalışırlar, cehennemin dibinden çıkan zakkum ağacından beslenirler.” Hani bu satırları okuyunca evin içindeki, dışarısının sıcaklığı ne olursa olsun, serin ve ferah hissediyor insan kendini.

Kitaplığımda sanırım Bozdağ’ın bir kitabı daha olacak, “Ruhsal Zeka”, elime geçtiğinde, daha doğrusu kitapları tam bir düzene koyduğumuzda onu da okuruz birlikte. Sonsuzluk Yolculuğu Yazarın, bendeki son kitabı, kapak bilgileri ilginç baskı olarak “İLK 100.000”, fiyat olarak 4.90 YTL, bu iki bilgiden birincisi bir iddiayı, ikincisi göreceli bir alçak gönüllüğü vurguluyor sanki. Ön kapaktaki bu kolay algılanan bilgiye karşılık Bozdağ, okuyucu ile paylaşacağı konular için onlarca soruyu ortaya dökerek başlıyor yazmaya. Kendine göre özgün düşünme modeline göre cevaplandıracağı soruları şöyle sıralıyor Yazar:

Uzay/zaman, yoksunluktan nasıl doğuyor? Evren nasıl yönetiliyor? Madde duvarının arkasında hangi paralel evrenler gizlendi? Evren nasıl başladı ve nasıl sonlanacak? Dünyanın ne kadar ömrü kaldı? İnsan neden önemlidir? Geleceğimizi ne tür maceralar bekliyor? Gerçek mutluluğun sırrı nedir? Gönüllerimizdeki duygular ve vücut tasarımlarımız nereden geliyor? Zamanlar ve mekanlar ötesine nasıl gidilir? Diriliş yollarında neler yaşayacağız? Cennetin çok mekanlı, eş zamanlılığı nasıl bir yaşama biçimidir?

Bu soruların yanıtlarına gelince, Muhammed Bozdağ, kendi düşünce modeli içinde, hemen hepsine, çoğu kez hiçbir olasılık önerisi getirmeden, “Evrenin Yaratılışı”ndan başlayıp, “Cennet durağı” başlığına kadar yedi başlıkta kesin yanıtlar vermektedir. Yazar’ın özgün düşünme modeli diye tanımladığım açıklama, kanıtlama yöntemi için geliştirilen model şunları içeriyor. “Batı’da  yazılan son kozmoloji teorilerini okudum; en son bilimsel verileri izledim. Her konuda Kur’an ayetlerini taradım. Çeşitli yazarların ve Diyanet Vakfı tarafından hazırlanan çevirilerden yararlandım. Muhyiddin-i Arabi, Mevlana, Bediüzzaman ve benzeri düşünce önderlerinin ışığından aydınlanmaya çabalayarak düşündüm. Kitapta ayetlerden yorumlar çıkarıyor, boşlukları dolduruyor, sahneler üretiyorum. Bu kitap peygamberlerden ve alimlerden öğrendiğimiz evrensel gizemi benim algılama biçimimdir.” Bu ifadeler yazarın düşünce kalıplarının genel çizgilerini belirlemektedir. Bozdağ kitabın Giriş’inde “Evrenin Yaratılışı” başlığının hemen altında “Bu ilk bölümdeki anlatım, fizik eğitimi almayanları zorlayabilir. Ağır bulanlar, bu bölümü erteleyebilirler. “ uyarısı ile okuyucuya önemli bir kolaylık getirmektedir. Gerçekten de bu bölüm çok farklı disiplinlerin, müsbet bilimler ile kozmoloji, hatta biraz da astroloji ve teolojinin karışımı bir anlatımı içermektedir. Bu ilk bölümün yarısına kadar okuduktan sonra Ben de yazarın önerisine uyarak bıraktım ve ikinci bölüme geçtim.

 

Kitabın 2. Bölümü “ELEST Yurdu Durağı”; Elest Yurdundaki Yaratılış, Elest Yurdunda Yaşananlar ve Hz. Adem ve Eşi Gerçek Hayatta, başlıklarında verilmiş. Elest Yurdunda Yaşananlar başlığı altındaki “İnsanın Eğitimi”, alt başlığı mesleğim gereği ilgimi çekti. Beraber okuyalım.

Yaratıcı, evrenin bazı sırlarını ve yetenek potansiyellerimizi ruhsal boyutumuza transfer etti; “Adem’e isimleri öğretti. Adem türünden kopyalanan ruhlarımız da bu eğitimi aldılar. … Ruhumuz vücudumuzun pilotudur; yöneticisidir. Otonom sinir sistemini yönetme yeteneğini, görmeyi, duymayı, bedensel duyu ve duyguları kullanma becerisini ELEST Yurdunda kazanmıştır.

Yaratıcı, ruhumuza öğrettiği sırlara uygun davranma biçimini genetiğimize paketleyerek hücrelerimize teslim edecekti. Ruhumuzun eğitimi ile cesedimizin yapısı uyumlu olacaktı. Melekler vücudumuzun hücrelerinde çalışmaya başladıklarında, her hücrenin çalışma rehberini kendi DNA kodunda hazır bulacaklardı.

Eğer ruhumuz temel eğitim almasaydı, dünyada ne gördüğümüzü anlayabilirdik, ne de düşünebilirdik. … İçimizdeki öyle eğitimli bir ruhtur ki, hiçbir şey bilmeyen bir çocuk halinde dünyaya vardığımızda ana dilini öğrenmeyi, vücudunu yürütmeyi ve daha nice işleri başaracaktı. Ruhsal eğitimi bu derinlikte almayan hayvanlar sınırlı yaşayacaklar; bitkilerse, ancak doğa sistemi içerisinde otomatik çalışacaklardı.

Bu ilk eğitim sayesinde bugün olguları kavramlaştırabiliyoruz. Maddelerin özelliklerini öğreniyor ve bilgilerimizi geliştiriyoruz. Yaratıcı, sessiz ve sözsüz Elest evreninde ruhumuzu anadilsiz ve kelimesiz eğitmişti. Bize eşyanın kelimesiz anlamını kavratmış, eşya bilincini yüklemişti. Bu temel olmasaydı, baktığımız eşyaları göremezdik; orada olurlardı ama bilincimize giremezlerdi.

Yaratıcı, meleklere eşyayı gösterdi; gördüklerinin isimlerini açıklamalarını istedi. Melekler cevap veremediler; çünkü bilmiyorlardı. Bunun üzerine Allah, “Ey Adem, bunlara onları isimleriyle söyle! Buyurdu. Adem isimleri açıklayınca buyurdu ki: Size demedim mi Ben her halde göklerin ve yerin sırrını bilirim. Sizin açıkladığınız ve gizlediğiniz şeyleri de biliyorum!”Bugünkü gelişim ve öğrenme psikolojisinde sözü edilen “insan öğrenme yetisi ile doğar” önermesine ne kadar yaklaşmış yazar.

Yazar Bozdağ, kitabın dizin sistematiği içinde önce dünyanın yaratılışını açıklamaya çalışıyor, sonra dünya bezeneği insanın, ELEST Yurdunda, yaratılışını, dünyaya hazırlanışını çözümlemeye açıklamaya yönelmiş. Üçüncü bölümde insanı dünyaya indiriyor, dinleri, peygamberleri, ibadetleri ve sosyal yaşamı bütünleştirme çabalarına giriyor. Bu kapsamda örneğin “yüksek ahlakı” açıklarken, “Allaha yaklaşmanın yolu felsefenin ürettiği erdemde değil, Allah’ın elçilerinin öğrettiği ahlakta gizlidir. Allah2ın ahlakını en yüksek biçimde temsil ederek ‘İslam güzel ahlaktır’ diyen Hz. Peygamberi (asm)örnek alacağız. U çalışıp çabalama dünyasında, iyi huydan daha değerli bir ehliyet görmeyen  Mevlana’yı izleyeceğiz.

Yazar’a göre ahlakın üç alanı, anlama, güvenlik ve arzulamadır. Bu üç alanın alt, üst ve orta düzeyleri vardır. Örneğin anlama alanın alt ucunda anlayışsızlık akıl idrak yokluğu, ilgisizlik düşüncesizlik yatar. Üst ucunda kötü niyetli bir kalbin, üst düzeyde zeki bir beyne dayanarak doğruyu yanlış, yanlışı doğru gösterecek söz cambazlığı vardır. Ahlak samimiyetle ortada durup doğruyu doğru, yanlışı yanlış algılayabilme yeteneğidir.

Güvensizlik alanının alt ucunda, basit, önemsiz ve hayali sebeplerden bile ürkmek anlamındaki korkaklık var iken, üst ucunda hakkı adaleti, hayayı hiçe sayarak saygısızca ve küstahça saldırganlık vardır. Orta düzeydeki cesaretse, ahlaktır; korkulacak şeylere karşı tedbirli davranmak, korkulmayacak şeylerde de kendini cesaretle ifade edebilmektir.

Arzulama ihtiyacının alt ucu, her türlü kişisel, sosyal veya kültürel zevkle, hedef, iştiyak, merak ve heyecanla ilişkiyi kesip, hayata duyarsız ve ilgisiz kalmaktır. Üst ucu ise haya, adalet, saygı gibi hisleri bir yana bırakıp, canının istediği her şeye sorumsuzca hücum etmektir. İkisinin ortasındaki ahlak, meşru zevkleri şükürle dengeli biçimde tatmak, paylaşmak; edebe, adalete, hakka ve saygıya uymayan arzulardan uzaklaşmaktır.

Yaşam denilen bir tür eğitim alanında, çıkacağımız ahlak düzeyi ile Yaratıcı’ya yakın olacağımızı vurgulayan yazar, sosyal yaşamda bunun değerli olduğunu, “tarihte iz bırakanlar, yüceltici ahlakın bir ucuna tutunmuşlardır.” Deyişi ile noktalamaktadır.

Muhammed Bozdağ eserinde ölüm konusunu da aynı düşünsel sistem içinde açımlıyor ve “ölüm yokluk değildir; mekân ve boyut değişikliğidir.” Ölüm ruh canının ceset canından koparılmasıdır. Ölümü yaşayan cesettir; ama cesedin ölümünün acısını tadan ceset değil ruhtur. Ölüm, ruhu kuşatan beden elbisesi üzerindeki hayat ışığının sönükleşmesidir. Her ruh cesetten bağımsızlaşabileceği ölçüde keskin görecektir. Tüm bilimsel araştırmalara, buluşlara karşın ölümün mutlaka gerçekleşeceğini vurgulayan yazar, Kalkan her uçak mutlaka inecek, doğan her can mutlaka ölecektir.  Bu konuda Mevlana’nın “Bil ki beden çevresinden kurtuldun mu, kulağın da göz olur, burnun da” deyişini de kanıt olarak sunmaktadır.

 

Bozdağ Sonsuzluk Yolculuğu’nda evlilik ve cinsellik konusunda da özel düşünce modeline uygun anlamlı çözümlemeler yapmaktadır. Bu konuda küreselleşme adı altında yaşanan çağda, evlilik kurumunun zayıfladığına, cinsellik duygusunun abartıldığına dikkati çekiyor. Birlikte okuyalım:

Cinselliğin ilköğretim çağına indirilmesi yüzünden zevk rezervleri erken tüketilen gençliğin geleceğinde tatminsizlik dönemi açılıyor.Cinsel haz, eşlerin aile fedakarlığına katlanmalarına, dayanışmalarına ve çocuklarını yetiştirmelerine teşvik eden ilahi ihsandır…. Cinselliğin azdırılması, amaçlananın aksine zevksizlik ve tatminsizliktir. Evlilik ne kadar sevindirici ise cinselliğin evlilik (veya nikah) dışına taşırılması da o kadar bunaltıcıdır. … İnsanlar çürümeye aday bedenlere değil, ezeli kudrete bağlana ruhlara aşık olurlar. Cisimsel cinsellik bir dakika sonra iğrendirici, ruhsal cinsellik ise sonsuza dek huzur vericidir. Şu an vücutlarını her gün biraz daha açanların asıl söyledikleri, “cesedimi sev etimden hoşlan”  haykırışlarıdır. … Gelecekteki sonsuz temiz ve iffetli güzelliklere, kirlettiğin bu gençlikle kavuşamazsın. Evlilikler ancak erdemle, fedakarlıklarla ve paylaşmayla beslenebilir.” Bu alt başlığın sonuna geldiğinde Yazar, bekarlara, bir anlamda evlenemeyenlere de onları rahatlatıcı çözümler sunmaktadır: … hayırlı bir evlilik nasip olmayanlar telaşlanmasınlar. İki günlük dünyanın zevklerine değil, sonsuzluğa talibiz. İnsanlık derdine düşenin cinsellik derdi kalmaz. Bunaltıcı bir evliliktense bekarlığa razı olmak pekala çok onurlayıcıdır.”

 

Sonsuzluk Yolculuğu’nun son durağı, doğal olarak, “cennet Durağıdır.” Bu bölümde kullanılan alt ve yan başlıklarda (Coşkuların İhtişamı, Engin güzellikler, Çok Mekanlılık, Kuşatıcı algılamalar, Canlılığın Genelleşmesi, Ruh Görüşü,) Cennet kavramının engin, zengin, pırıltılı anlatımını yansıtmaktadır. Kısa tanımı ile “Cennet, akla hayale gelmedik her türden, her inanılmazlıkta yapıların ülkesidir. Ve toplumumuzun her düzeyinde farklı, ince, esprilere anlatımlara kaynaklık eden bir konu, “Kadınlar ve Huriler”  geliyor gündeme. Şimdi yazarın kaleminden birlikte izleyelim:

Dünyanın güzelliği maddenin suretinde, tasarımında ve biçimindedir; Cennetin güzelliği ise bedenin özünde saklıdır. … Güzellik canın canıdır; güzellik insanın özüdür; güzellik evrenin kaynağı ve yaratıcının biricik vasfıdır. … Dünyada canı çeken, güzel yüzün tasarımındaki tattır. Cennetin maddesi her kesitinde muhteşemdir. … Cennet tasvirleri, muhteşem enginliği hayal etmekte zorlanan zihinler için yapılan benzetmelerdir. … Orada bir tek kadın veya erkek, bir anda yüz binler yerde, bahçelerde saraylarda, vadilerde gezinip güzellikleri tadabilir.

İnsan doğası gösteriyor ki erkeğin tatmini kadının güzelliğinde; kadının tatmin ise kendisinin güzelliğinde saklanmıştır.Cennette erkeklerin ne kadar güzel ve çekici olacakları hakkında, huriler ve cennetlik dünya kadınları gibi detaylı bilgilerimiz yok. En azından anlaşılıyor ki, Cennet, cennetlik kadınların vücutlarına gürül gürül akacaktır.

Cennet hurileri can çekici şarkılar söylerler; görüntüleriyle, kokularıyla inanılmazdırlar. Dünyada eşler arsında yaşanan olumsuz duyguların hiçbiri cennet doğasına giremez, düşünülemez, hissedilemez. Dünya cinselliği, orada fiziksel anlamını ve biçimini yitirir. Cennetin kadını da erkeği de nur gibidir.  Buluşmalar tenlerin dokunması ölçeğinde sınırlı değildir. Cennette sadece tenler dokunmaz, hücreler buluşur. Cennet cinselliğini ancak gönül aşıkları hayal edebilir.

Dünya hayatında kadın, süslenme meraklısı, yumuşak tenli erkeği değil; temizliğiyle, olgunluğuyla, dürüstlüğüyle, cesareti ile saygı toplayan güçlü erkeği beğenmeye programlanmıştır.  Bir erkek kel bir kadınla evlenmektense ölmeyi isteyebilir, ama kadınların çok azı için eşinin kelliği sorun olmuştur. Kadın, erkek güzelliğinden çok, kendi güzelliğine hayranlık duyan erkeklerden etkilenmiştir”

ÖYLE BİR GÖRÜŞLE BAKMAKTASINIZ Kİ CENNET BEDENİNİZE BİRİKMEKTE; İLAHİ GÜZELLİĞİN ÜZERİNİZDE BIRAKTIĞI İZ, SİZİ CENNETİN EN ARZULANIR GÜZELLİĞİNE DÖNÜŞTÜRMEKTEDİR.

Birlikte okuyuşumuzun son dilimine Muhammed Bozdağ’ı da alıp şu cennetteki huriler konusuna, Canlar canı YUNUS EMRE ile bir cevap sunalım:

Cennet Cennet dedikleri

Üç beş köşkle, üç beş huri,

İsteyene ver onları

Bana Seni gerek Seni

Not: Kitabın 2010 yılı baskısı 140. “Genişletilmiş Baskı” olarak satışa sunulmuştur.

Aytaç AÇIKALIN

Kendi deyişi ile: O, "güncel bir eğitim dinazorudur." Diyarbakır’ın Kabi (Bağıvar) köyünde İlkokul öğretmenliği ile başlayıp 12 yıl ilköğretmen okullarında "Essah öğretmen yetiştirmeye gönül ve emek verdi." Hatay ve Edirne Milli eğitim müdürlükleri sonrasında üniversitede, "bildiklerinin yeniden inşasına (yapılandırmasına) girişti." Eğitim Yönetiminde doktora unvanını, 1995 yılında, profesörlük kariyeri ile noktaladı. Üniversite çatısı altındaki akademik yaşamını 2002 yılında emekli olarak tamamladı. Kendi deyişi ile: "Çekildi izzet-i ikbal ile babı ulemadan". Bugün "Gerçek anlamda eylemli akademik yaşantısını" insan kaynağının geliştirilmesi çalışmaları ile sürdürmektedir. Birikimlerini İnsanların başarısı ve mutluluğu için herkes ile paylaşmaktan çok mutludur

BEĞENEBİLECEĞİNİZ DİĞER YAZILAR

Bir Cevap Yazın