Okulların Adı Anlamlı Olsun

okulOkullara isim vermek bürokratik bir süreçtir. Tarihin hemen her döneminde güçlüler, başaranlar, ünlerini gelecekte sürdürecek araçlara yönelmişler, anıt binalar, mezarlar, yaptırmış; taşlar diktirmişler veya bunlar kendilerinden sonraki izleyenleri tarafından gerçekleştirilmiştir. Cumhuriyetin ilk yıllarında okulların adlandırılması bürokratik bir süreçten öte, bu tür bir devrimi anılaştırma işlemi olarak algılanmıştır. Cumhuriyete giden yolun kilometre taşları olaylar, başarılar veya devrim önderlerinin isimleri okullara verilerek bunların toplumsal belleğe yerleşmesi, hizmetlerin, fedakârlıkların kalıcılığı amaçlanmıştır. Son dönem üniversitelerin adları da bu süreci izlemektedir.

Çoğu İttihat Terakki döneminden kalan “mektepler” özgün, son dönem Osmanlı mimari özelikleri korunarak, birçok ilde “Taş Mektep”, “Gazi Paşa İlkokulu” vb adlarla varlıklarını sürdürürken; ilk Cumhuriyet dönemi okulları, genellikle kentlerin yaşadıkları önemli olayların veya yörenin yetiştirdiği yerel veya ulusal kahramanların isimleri ile belirginleşmiştir. Örnekse, yetmiş yedi yıllık bir onur ve okul levhası: Manisa/Akhisar Altıeylül İlkokulu. Kentin kurtuluş gününü, anlamlı bir kurumda, yaşananların unutulmaması için kadirbilirlik örneği, soylu bir girişimdir.

Okulların adlarını araştırmak, izlemek toplumumuzun geçirdiği sosyal evreleri, yönetimin eğitime bakış açısını belirlemek için önemli ipuçları verecektir. Son dönem okul isimleri “hayırseverlerin” tekelinde kalmaya başladı. Okul levhalarında, yapımı için gerekli para kaynağını sağlayan, arsasını bağışlayan kişi (ler) veya şirketlerin, kurumların adları yer almaya başladı. Giderek artan bu hayırseverlik yarışının sonunda toplum vicdanını rahatsız eden bazı durumlar sezinlenmektedir. Her okul yaptırmak veya bağış yapmak isteyen kişinin yardımının, okula adı verilmek koşulu ile kabul edilebilirliği tartışılmaya başlandı. Eğitim hizmetine sunulan paranın ya da arazinin kaynağı olan kişi veya ailenin toplumdaki itibarı, genel kabulü ayrıca varlıklarının kaynağı ile eylemleri bir kısım eleştirileri de beraberinde getirdi. Yasal olarak denetlemeyen yollardan elde edilmiş, rengi ak olmayan bağışlarla yapılan okullarda, çocuklara okulun isminin nereden, kimlerden geldiği nasıl açıklanabilirdi ki!

Cumhuriyetin ilk dönemlerinde okullara isim verilirken, devrimin önderlerinin isimleri yoğun biçimde tercih edilmiştir. Ancak Milli Eğitim Bakanlığı “Atatürk” adının okullara verilmesinde, olası itibar aşınması kaygısı ile süreci belirli kurallara bağlamış ve bu okulların yerleşim konumlarının kentin merkezinde, binalarının yeni, donatılmalarının yeterlik ve mükemmellik açısından “çok iyi” düzeyde olmasını öngörmüştür. Ancak bazı illerde, o ilde görev yapan veya yapmış valilerin, hatta eşinin adını taşıyan okullar vardır. Bu tür bir isim verme sürecinde, o valilerin yönetsel onur ve erdemlilik yönünden sıkıntılar yaşadığını düşünmek istiyorum. Toplumda yaşanan keskin sosyal sıçramalar sonunda “ihtilal liderlerinin” isimlerinin okullara, caddelere, stadyumlara v.b. uzun yıllar anılacak yerlere verilmesi, çoğu kez onların yandaşlarının, yakınlarının önerisi ve gayreti ile gerçekleşmiştir. Ancak daha sonraki karşı bir durumda veya yaşanan o olayların suça dönüştüğü sıkıntılı dönemlerde, bu kez isimlerin değiştirilmesi için de karşıt bir yakın çevrenin, yandaşların oluştuğu, hatta çoğu kez bu çevrelerin fanatikleştiği görülmüş ve o isim levhaları alkışlar, gösteriler içinde indirilmiş değiştirilmiştir.
Altıeylül İlkokulu, on yıllarca Akhisar’ın çocuklarına ışık verdi, yol gösterdi, seçkin insan kaynağının yetiştirilmesine temel oluşturdu. Bu okuldan yetişmiş saygın insanlar, Altıeylül İlkokulu mezunu olmanın gururunu yaşadılar. Gün geldi bina, o görkemli yapı inşaat tekniği ve donanımları açısından yaşlılık alametleri gösterdi. Belde büyüdü, okul büzüldü kaldı, etrafındaki yeni binaların arasında. Çevresindeki öğrenci sayısı arttı; yetmez oldu hacim ve alan olarak sayıların çokluğuna. Yeni bir okul arayışında görüldü ki, yeni imar planlarında alanlar, arsalar yeni sahiplerinin veya sahiplenenlerin ellerinde kalmıştı. Kaderi ile toprağa bağlı, toprakla uğraşan, toprakla geçinen insanlar sımsıkı sarıldılar arsa olmuş tarlalarına; Altıylül de daralan bahçesinde yoğunlaşan öğrencisi ile bunaldı kaldı. Yeni bir okul yapmak yerine “okulu yeniden yapmak” fikri ağır bastı. Var olan alana, arsaya daha çok çocuk sığdırmak için tasarılar ürettiler eğitimci olmayan sözde bilge kişiler. Var olanı yıkmak; aynı yere daha yükseğini yapmak. Yeni bir arsa sağlayamadığı için var olanı yıkmak fikri, geleneksel okul alışkanlığının kapitalist düşünce ve yaşam biçimine boyun eğmesiydi.

Okulun yeniden yapımı için kapitalizmin öncü kuruluşlarından biri (bir babayiğit) çıktı meydana: ATB (Akhisar Ticaret Borsası). Milli Eğitim Bakanlığı, mal bulmuş mağribi örneği, bozulmuş bir Osmanlı mimarisinden esinlenerek tasarlanmış beş katlı bir okul projesini koydu ortaya. Sonunda onurlu “Altıeylül” adına bir ek, hem de ismin önüne üç kelimelik bir ek geldi: Akhisar Ticaret Borsası Altıeylül İlköğretim Kurumları. Yıl 2013 yaklaşık 1700 ilk ve ortaokul öğrencisi, 80 kadar öğretmen, her katta bir, bahçede iki olmak üzere aynı anda yaklaşık yedi sekiz nöbetçi öğretmeni ile ATB Altıeylül, milli eğitim için hizmette.

Milli özelliğini yitirmeden “eğitimi yönetmek”, ofislerde evrak ve ekranı yönetmekten farklı, derin, zahmetli fakat faziletli bir iştir. Eğitimciler, tarihi okulları korumak yerine yıkıp yerine sözde geleneksel esintili büyük binaları okul diye ortaya koyarlarsa, “geçmiş kültürel mirası gelecek nesillere aktarmak” konusunda yanlış araç ve mekânları işe koşmuş olurlar. Mimari eserler, toplumsal ve yönetsel düşüncenin üç boyutlu somut anlatım araçlarından biridir. Eskiyi yok etmek, geleceği yoksun bırakmaktır. Okul yapıları dönemin eğitime verdiği alam ve değerin derinliğini ifade eder. Yere göğe sığdıramadığımız Köy Enstitülerinin binalarını, alanlarını, bahçelerini, tarlalarını yok ettik; talan ettik, etmedik diyenler haklı; onlar da bu oluşumu seyretti. Tarihi Gaziantep Lisesinin haşmetli giriş kapısı ne oldu? Kim yıktı veya yıktırdı? Kastamonu Abdurrahman Paşa Lisesi, o efsanevi mimarisi ile Hangi kurumlara peşkeş çekildi?

Beş Aralık İki Bin On Üç günü, Manisa Akhisar ATB Altıeylül İlköğretim Kurumlarında (İlk ve Ortaokul) katıldığım “öğrenci, öğretmen, yönetici, veli birlikte başarım” etkinliklerinin yan ürünü, mesleki duygu ve düşüncelerimi, eğitime taraf olanlarla paylaşmak istedim sadece.

Aytaç AÇIKALIN

Aytaç AÇIKALIN

Kendi deyişi ile: O, "güncel bir eğitim dinazorudur." Diyarbakır’ın Kabi (Bağıvar) köyünde İlkokul öğretmenliği ile başlayıp 12 yıl ilköğretmen okullarında "Essah öğretmen yetiştirmeye gönül ve emek verdi." Hatay ve Edirne Milli eğitim müdürlükleri sonrasında üniversitede, "bildiklerinin yeniden inşasına (yapılandırmasına) girişti." Eğitim Yönetiminde doktora unvanını, 1995 yılında, profesörlük kariyeri ile noktaladı. Üniversite çatısı altındaki akademik yaşamını 2002 yılında emekli olarak tamamladı. Kendi deyişi ile: "Çekildi izzet-i ikbal ile babı ulemadan". Bugün "Gerçek anlamda eylemli akademik yaşantısını" insan kaynağının geliştirilmesi çalışmaları ile sürdürmektedir. Birikimlerini İnsanların başarısı ve mutluluğu için herkes ile paylaşmaktan çok mutludur

BEĞENEBİLECEĞİNİZ DİĞER YAZILAR

Bir Cevap Yazın