Öğrenimde Olağanüstü Hayranlık ve Şaşkınlık Duygusu

Öğretmenler, ana babalar, genelde çocukları izleyenler biraz hayranlık, biraz yakınma tonunda, onların “yerinde duramaz”, çok hareketli, kıpır kıpır olduklarını ifade ederler. Doğrudur; kent, köy çocukları artık kundağa da sarılmadıkları için ellerini, ayaklarını, bedenlerini hareket ederek büyüyorlar ve sonrasında da bir yerlerde duramıyorlar. Evet çocuklarımız HIZLI! (hareketliliği ifade etmek için meyilli yazdım) hatta ÇOK HIZLI!

Onları yavaşlatmak için zorlamayın lütfen.
Zaten hızlarını yavaşlatmakta da başarılı olamayacağız.

Biraz abartılı mı bilmiyorum; gözlediğim kadarı ile yeğenimin ortaokuldaki oğlu: oturmuş annesinin hazırladığı dürümü yiyor, bir taraftan telefon kulağında müzik dinliyor, karşısındaki televizyonu seyrediyor ve bu arada annesine yediği dürüm hakkında değerlendirmeler yapıyor. Evet bunların hepsini birlikte yapıyor. Geleneksel uyarılar uçuşuyor havada, “oğlum ağzında lokma varken konuşma”, “hiç olmazsa televizyonu kapat”, “aynı zamanda telefonla konuşmak şart mı?”, “tamam bana cevap verme!” Öğretmenler, sınıftaki hareketli, sesli durumların eğitsel sonuçlarını değerlendirirken, “doğru dürüst ders anlatamıyorum”, “konuları aktarmakta gecikiyorum”, “tabii ki bu durumda öğretemiyorum.” İlginç bir görünümü var sınıfların, kıpır kıpır hareket eden çocukları tek tip kıyafetler içinde, dar mekanlarda, belirlenmiş süreler içinde bir örnek sandalyelerde, masalarda oturmaya ve bir şeyleri izlemeye, dinlemeye mecbur tutuyoruz; bir anlamda ünlü matematikçi Newtone’un tanımladığı hız ve hareket hesaplarını yok sayarak.

Acaba? başka nasıl olabilir diye düşünüyorum. Örneğin (meselâ bazıları bu kelimeden hoşlanmıyorlar da)

Onlara genişlik içinde sükûnet ve
farklı, yeni, ilginç durumlar
sunmak,
olabilir mi?

Neden olmasın? Bugünkü durumdan daha kötü bir ortam olmaz diye düşünüyorum. Karşı cevabı duyar gibiyim. Dersler ne olacak, nasıl öğrenecekler, sınava girdiklerinde, …? Ben okullarda veya genel adıyla, eğitim kurumlarında çocukların, gençlerin vatan, bayrak sevgi ve saygısını kazanımı ile birlikte, dört yeterlik yönünden geliştirilmesini öğütlüyorum:

  • Merak,
  • İlgi,
  • Dikkat,
  • Doğayı izlemek/incelemek.

Bu önerilerimi “Meslektaş Ortamındaki Sohbetlerimizde” paylaşırken HBT (Herkese Bilim ve Teknoloji) Dergisinin 10 Kasım 2017 tarihli 85 sayısında Rita Urgan’ın tarama türünde, Olağanüstü Hayranlık ve Şaşkınlık Duygusuna Hiç Kapıldınız mı? başlıklı makalesini okudum. Hızlı çocuklarımızın geliştirilmesi konusunda düşündüklerimi, önerilerimi yeniden açımlama, genişletme, ilişkilendirme fırsatı buldum. Sözünü ettiğim makalenin başlığını yazımın başlığına aldım ve içeriğini aşağıda, bir meslektaş sohbeti akıcılığında paylaşmaya çalıştım.

Büyüleyici bir görüntü karşısında yaşanan şaşkınlığın, insanın benlik duygusunu yok edip, gerginliği azaltmaktan, yaratıcılığı körüklemeye ve kişiyi daha hoş bir kişiliğe dönüştürmeye dek uzanan çok çeşitli yararları var. Eğitim sistemi ve günlük hayat, ayrıca cep telefonu, insanları hayatın şaşkınlık ve yaratıcılığını öldürüyor yaratan güzelliklerinden koparıyor. Ama pek çok yol var…

Makalenin başına konan bir tür “özet” okuyucuya şaşkınlığı izleme duygusu vermiyor ve hemen kışkırtıcı bir soru ile devam ediyor. Siz hiç şaşırtıcı bir görüntü karşısında çakılıp kaldınız mı ve derin duygular içine yuvarlandınız mı? Sorunun cevabında, sıra dışı, görkemli, hayranlık uyandıran görüntüler karşısında insanların verdikleri tepkinin bilim insanlarının ve yazarların ilgisini çektiğini vurgulamaktadır. Yazar haklı bir yakınmayla yaklaşıyor: Günümüz dünyasında müthiş sözcüğü giderek değerini yitiriyor. İnsanlar hayranlık uyandıran görüntülerin güçlü yönleri ile ilgilerini kesiyorlar. Günlük hayatımıza daha çok huşu katmak için yalnızca açık fikirli olmak ve ufkunuzu genişlemek yeterli olabilir.

İnsanlarda şaşkınlık ve huşu yaratan duygunun kaynağı nedir? Dacher Keltner bunun bedene ilişkin öznel bir duygu olduğuna değiniyor. Jonathan Haidt (2003) ilk kez şaşkınlığın tanımını, “insanın anlamakta zorlandığı bir şeylerle karşılaştığında yaşadığı hayret ve korkunun bileşimi olan bir duygu” biçiminde yapmıştır. Konu üzerinde çalışanlar, merakı, duygusunu tam tersine, “anlaksal-bireyin gizemli olanı anlamaya çalıştığı bilişsel bir durum” olarak tanımlamışlardır. Bu aşamada öğrencilerde merak uyandırmanın öğrenme ve zihinsel gelişim açısından bir ipucuna ulaşıyoruz. Gizemli durumlarla karşılaşan çocuğun, onu anlamaya çalışması gibi.

Keltner, şaşkınlık duygusu kusursuz bir biçimde üretilebileceğini söylerken bunun somut bir kaç yöntemini de söylüyor. Doğaya çıkıp güzel bir güzel bir görüntüyle karşılaşmanın, bir ören yerinin gezmenin ya da bir dinazor iskeleti görmek insanlara belli düzeyde şaşırtıcı gelebilir. Doğa, coğrafya, müze gezilerinin bu amaç için tasarlanması mümkündür. Şaşkınlık duygusunun tüylerin ürpermesi gibi bir duygusal yoğunluğu da olabilir. Nitekim çok şaşırtıcı durumları tanımlarken, “tüylerim diken diken oldu” deriz.

Keltner ve aynı düşüncede olan araştırmacılar bu ölçütlerden yola çıktıklarında azıcık bir şaşkınlığın bile insanın tavır ve davranışlarını değiştireceğine tanık olmuşlar. Bu amaçla yapılan araştırmalarda, etkileyici doğa manzarası izleyen grupların, onur ya da mutluluk gibi başka olumlu duygu videolarını izleyenlere kıyasla çok daha erdemli ve cömert davrandıkları, başka insanlarla çok daha yakından ilgilendikleri görülmüştür. Şaşkınlık duygusu, insanların ilgi alanlarını genişletmesinden ve benlik duygusunu azaltmasından kaynaklanıyor olabilir. Bu bulgular okullarda sürdürülmekte olan “değerler eğitimi” çalışmaları için uygulama modelleri verebilir. Sadece iyilik hikayelerinin okunmasından öte, çok etkileyici doğa durumlarının izlenmesinin daha etkili olacağı vurgulanmaktadır.

Beyin tarama çalışmalarında şaşkınlığın beynin benlik duygusu ile ilgili frontal lob ve korteks bölgelerini etkilediği görülmüştür. Araştırmacılar, “Şaşkınlık, benlik duygusunu yok ediyor. insanın kafasındaki ses, kişisel çıkarlar, bireysel farkındalık yok oluyor. Kimliğin gerçekte çok önemli bir parçasını etkisiz kılan bir duygu ile karşı karşıyayız, bunun sonucunda insanlar daha büyük gruplarla çok daha yakın bağlar kuruyor.”

Benliği aşmak, geleneksel olarak din ya da gizemli deneyimlerle ilişkilendirilebilen bir kavramdır. Dinin beyni nasıl etkilediğini araştıran sinirbilim uzmanlarından Andrew Newber, “enginlik, sonsuzluk, tanımlanamazlık, insanda yoğun bir şaşkınlık duygusu uyandıran gizemli deneyimlere özgü niteliklerdir” diyor. İster dindar, ister dintanımaz olsun bütün insanlar görkemli kişiler ve doğa olayları karşısında huşu duyuyorlar. İnsanların toplumdaki doğaüstü güçler karşısında birbirleriyle kenetlenerek tepki göstermeleri yaşamın sürdürülmesi açısından önemlidir. Keltner, “kanımca şaşkınlığın temelinde yatan görüş, bir süreliğine kişisel çıkarların bastırılması ve bireyi toplumsal bir konuma oturtmasıdır.” diyor.

Mısır Piramitleri, Ayasofya, Selimiye Camisi ve tarih boyunca yapılan tüm tapınak, anıt binaların tümünde huşu uyandırma amacı ön planda olmuştur. Benjamin Smith, bunu insanların gerek toplumsal, gerekse ruhsal açıdan denetlenmelerine ve onların yerlerinde tutulmalarına yarayan düzeneğin bir parçası oluşturuyor. Bu yaklaşımla varolan okul binalarımızın genelde yalın ve sade hatta bir örnek yapılarının bu binalara girenleri etkileyici bir yönü olmadığı söylenebilir. Buna karşın Osmanlı döneminde ve Cumhuriyetin ilk yıllarında yapılan ve okul olarak kullanılan binaların özellikle girişlerindeki heybet ve huşu veren yapısı dikkate değer.

Diğer taraftan şaşkınlık duygusunun insanın kendi ilgi alanlarına odaklanmak yerine, olaylara daha geniş bir açıdan yaklaşması kişinin daha sağlıklı ve nitelikli bir yaşam sürdürmesini sağlıyor. Keltner ve Arkadaşlarının yaptıkları araştırmalar, şaşkınlığın insanları daha mutlu kıldığını ve gerginliği azalttığını, bağışıklık sistemine katkıda bulunduğunu ortaya koymaktadır. Şaşkınlık duygusu görünürde insanların alışagelmiş düşünce örüntülerinden vazgeçmelerine, gerçekte olup bitenlere odaklanmalarına yardımcı oluyor. Şaşkınlığın merak ve yaratıcılığı körüklediği yönünde bir sonuca ulaşılmaktadır. Bütün bu bulgular, sınıf ortamında dikkatlerini toplayamadığımız, olaylara, durumlara katılmakta zorluk çeken öğrencilerimize daha etkili yollar açabileceğimizin ip uçlarını vermektedir. Tekdüzelik (monotonluk) öğrenmenin ve gelişmenin düşmanıdır.

Keltner, insanların şaşkınlık uyandıran en güçlü kaynaklardan biri olan doğadan giderek kopmalarını ve eğitim sisteminin merak, araştırmadan çok sınav sonuçlarına odaklı olmasını kaygı verici bulmaktadır. Günümüzde kabalık ve nefretin bu denli ciddi boyutlara ulaşmasının bunun bir sonucu olabileceğine inanıyor.

İngiltere Colombia Ün. Felsefe uzmanı Kenneth Tupper, “çağdaş eğitim kurumları insanda merak ve şaşkınlık duygularını uyandırmamak üzere tasarlanmış kurumlardır. Bu durum gençlerin inançlarını yitirmelerine ve isteksizlik duymalarına, kendileri dışında bir şeye ilgi duymamalarına neden oluyor” diyor. Öyle anlaşılıyor ki bu konuda sıkıntılı durumda olan sadece Türkiye değil. Zaten bilinen ülkelerde, eğitim sisteminden yakınması olamayan hemen hiçbir ülke yok gibi. Bu türde bir yabancılaşmanın önüne geçmek için yalnızca kendilerini düşünen Batılı toplumların geleneksel toplumlardan esinlenerek alışılmışın dışında bir yola başvurarak şaşkınlık duygusunu yeniden körükleyebilecekleri yöntemlerin arayışı içinde olduklarını belirtiyor. Nitekim bu anlamda Keltner, şaşkınlık duygusunu uyandırmanın çok daha başka yolları olduğunu da dile getiriyor. Öncelikle kişinin beklentileri ile çıtayı yükseltmesi ve şaşkınlık uyandıran unsurların ender olduğu söylemini bir yana bırakması gerektiğine dikkat çekiyor. Bir kez daha düşünün ve bunları günlük yaşamınızın bir parçası haline getirmeye çalışın lütfen. Gün içinde beş dakikalık bir şaşkınlık yaşamak için yapmanız gereken tek şey, sizde şaşkınlık yaratabilecek kaynakları belirlemek ve ardından o kaynaklara ulaşmaktan ibaret.

Yolda yürürken soluk kesici bir görüntü karşısında kala kaldığınız ya da geceleyin gökyüzünün o uçsuz bucaksız genişliğine şaşkınlıkta baktığınız oldu mu hiç? Ya da insanın yüreğine işleyen bir müziğin, bilimde çığır açan bir kuramın, buluşun ya da son derece etkileyici bir kişinin sizi büyülediği gibi. Okul binaları, sınıflar, gezi-gözlem amaçlı seçilen mekanlar, sınıfta sunulan araç gereçlerin öğrencilerde şaşkınlık, huşu, hayret duygularını uyandıracak boyutlarda, renklerde ve içerikte olması onların sakinleşmelerine, benliklerinden uzaklaşıp çevreleri ile ilgilenmelerine, erdem, yardım eylemlerine vesile olabilir mi?

Bu sorunun cevabını konuya gönlünü verip uygulamaya cesaret eden meslektaşlarımız verecektir.

Aytaç AÇIKALIN

Aytaç AÇIKALIN

Kendi deyişi ile: O, "güncel bir eğitim dinazorudur." Diyarbakır’ın Kabi (Bağıvar) köyünde İlkokul öğretmenliği ile başlayıp 12 yıl ilköğretmen okullarında "Essah öğretmen yetiştirmeye gönül ve emek verdi." Hatay ve Edirne Milli eğitim müdürlükleri sonrasında üniversitede, "bildiklerinin yeniden inşasına (yapılandırmasına) girişti." Eğitim Yönetiminde doktora unvanını, 1995 yılında, profesörlük kariyeri ile noktaladı. Üniversite çatısı altındaki akademik yaşamını 2002 yılında emekli olarak tamamladı. Kendi deyişi ile: "Çekildi izzet-i ikbal ile babı ulemadan". Bugün "Gerçek anlamda eylemli akademik yaşantısını" insan kaynağının geliştirilmesi çalışmaları ile sürdürmektedir. Birikimlerini İnsanların başarısı ve mutluluğu için herkes ile paylaşmaktan çok mutludur

BEĞENEBİLECEĞİNİZ DİĞER YAZILAR

Bir Cevap Yazın