NEL – BİRİNCİ BÖLÜM

Nel Noddings’in Nobel yayınlarından çıkan Eğitim Felsefesi’ni okuyorum. Hızla incelediğim kadarı ile Raşit Çelik eseri, güzel bir dille, anlaşılır biçimde çevirmiş. Arka sayfadaki açıklayıcı, çoğu kez övücü nitelikte olan yazılardan anladığım kadarı ile konular, dil, içerik olarak “eğitim öğrencilerini” merkeze almış gibi görünüyor. Sözünü ettiğim arka kapakta, Lynda Stone’ün kitabı tanıtmak için yazdığı, “kesinlikle mükemmel ve ihtiyaca cevap veren bir katkı” cümlesindeki ‘kesinlikle‘ sözcüğünü çok iddalı ve bir ölçüde bilimsellikten uzak olarak nitelendiriyorum.

On iki başlıkta toplanan içerik, okumam ve üzerinde çalışmam için uygun bir izlence veriyor, sanki bu dönem, doktora dersini grubumuzla birlikte götürürken her hafta bir bölümü müzakere edebileceğiz. İlk bölüm başlığının “Yirminci Yüzyıl Öncesinde Eğitim Felsefesi” olarak seçilmesi, kitabın çevirisi yapılan 2012 tarihli 3. baskı olması nedeniyle olsa gerek. Belkide bu ilk bölüm için “21. Yüzyıl Öncesinde Eğitim Felsefesi” başlığı da kullanılabilirdi.

Yazar, 20. Yüzyıl Öncesinde bizi on filozof veya eğitim filozofu ile tanıştırıyor: Sokrates, Platon, Aristo, Roussau, Montesorri, Vigotsky, Pestalozzi, Herbert ve Frobel, John Dewey. Bu satırları yazarken ilginç bir gözlemim oldu, yanlış veya Türkçe olmayan kelimeleri kırmızı renkle işaretleyen bilgisayarım, Sokrates, Platon ve Aristo yazarken yabancı kelime işareti vermedi. Anlaşılan artık bunlar bizden olmuşlar. Doğrudur çünkü bilimsel çalışmaların hemen tümünde bu isimlere (kaynak olarak), mutlaka bir şekilde atıf yapılmıştır. Yukarıdaki felsefecilerin yaşam bilgilerine ulaşmak istediğimde, en genç MÖ 400 yılarıdan Sokrates, en yakını 1950 yıllarına ulaşan Dewey var. Yaklaşık 2000 yıllık bir zaman dilimi içinde Batı kaynaklı eğitim felsefecilerini izliyoruz. Zamanın göreceli olarak uzun, kaynak olarak tek yönlü olması ilk tereddütlerimin kaynağı oluyor. Yazarın her bölümün sonunda verdiği “Özet Sorular“ı felsefe kavramının özünde yatan sormak, sorgulamak yalın söylemek gerekirse, alışılmamış, ters kavramlarla düşünmek olan felsefe kavramına da uygun düşmektedir.

Yazarın 3. sayfada açtığı yan başlıkta, Sokrates ve Platon adlarının yan yana yazılması anlamlı bir düzenlemedir. Çünkü Platon yoksa, Sokrates de yoktur. Sokrates bütün yaşamı boyunca tek bir sayfa yazılı metin üretmemiş, üstelik yazı veya yazmak olgusuna da pek iltifat etmemiştir. Ünlü filozof, yazının yaygınlaşmasından duyduğu kaygıyı, “bundan sonra insanların kafalarında, aklında bir şey olmayacak” sözleriyle açığa vurmuştur. Sokrates hakkında bildiklerimizin tümü, Platon’un yazdıklarına dayalıdır. Karşılıklı konuşmaya (diyalog) dayalı “Sokratik Metot” için bugün hukuk fakültelerinde öğretim yöntemi olarak kullanıldığını belirtiyor. Haklı çünkü yargı başlangıcında, mahkeme sürecinde ve karar aşamasında farklı biçim ve yöntemlerle Sokrates’in “çapraz sorgulama” metodunu uygulamaktadır. Ben de bir öğretim üyesi olarak zaman zaman öğrencilerimle ve dinleyicilerimle konuşurken bu metodun bir türünü uyguladığımı sanıyorum. Ama yazarın 6. sayfada verdiği iki soruyu, “Bir öğrenciyi akranlarının önünde çapraz sorguya çekmek doğru mu?” İkincisi, “Kendi ahlaki standartlarınıza uygun şekilde bu metodun uyarlanabileceği yolları düşünebilir misiniz?” cevaplamaya çalışırken kendim için yeni bilinç alanları seçmem tavırlarımı değiştirmem doğru olanı yapmanın gerektiğine ulaştım.

Sokrates, devleti ve onun seçkinlerini eleştirmek, devletin tanrılarına inanmamak, gençleri doğru yoldan çıkarmak suçları ile yargılanırken, o ünlü destansı savunmasına rağmen idama mahkum edilmişti. Nil Noddings kitabın burasında (7. sayfa) Sokrates’in devleti, devlet adamlarını eleştirdiği için idama mahkum edilişini vurgulayarak şu ilginç açıklamayı ekliyor.

“Neyse ki Birleşik Devletler’de siyasi adayları ya da diğer kamusal figürleri yanlış dini inançları nedeniyle idama mahkum etmiyoruz ya da yaratılışı, evrimi, seksi ya da komünizmi tartıştıkları için öldürmüyoruz.”

Bu satırları okuduktan sonra bir anda 2012 yıllarını ve McCarty akımı içinde ABD bütününde savrulan ilim, sanat insanlarını, öğretmen ve yöneticileri anımsıyorum.