İLK 5 DAKİKA İnsanların Sizin Hakkınızda İlk İzlenimleri Mükemmel Olsun

Tam anlamı ile yabancı kültürünü (ABD) taşımaya ve aşılamaya yönelik bir çeviri (Merve Duygun). Yayınevinin ismi ilginç Butik Yayınlar (2009) ve ön kapakta iki fiyat, 16 TL.  Üzeri kırmızı çarpı işareti ile kapatılmış; altında 7 TL. Kitabın ilk baskısı olduğu anlaşılıyor. Matbaadan çıkarken öngörülen bu fiyatı ve indirimi anlamak zor.  Bunları siz meslektaşlarıma kitapları okumadan önce incelerken neleri görüp okuyabileceğinizi örneklemek için yazıyorum.  Kitabı daha çok öğretmen ve özellikle okul yöneticileri için okumaya çalıştım. Yararlı olabilecek görgü, kurumsal davranış, kibarlık ve nezaket ve protokol ilkelerini paylaşmaya çalışacağım.

Bölüm 1: İlk İzlenimler

Rahat davrandığınızda, karşınızdaki insanlar da rahatlar. Ancak rahat olmak kolay değildir.

Bölüm 2: İletişim Stilleri

Bir insanla ilk tanıştığınızda, o insan sizin genel bir resminizi çeker ve o anda söyledikleriniz bu resmin sadece bir kısmıdır.

Bedeni dikkate alın; örneğin, kollarınızı önünüzde birleştirmeniz bedeni “kapatır” ve sizle diğer kişinin arasına bir engel koyar. Saçla oynamak, parmaklarını tıklatmak ya da yumruklarını sıkmak gibi el kol hareketleri yanlış mesajlar verir.

Sesinizi dinleyin. Muhtemelen küçüklükte öğrendiğiniz çocuksu sesi kullanıyorsunuzdur. Hoş olmayan unsurları değiştirmeye, gürlemeden konuşmaya çalışın.

Dört kişilik tipinden söz edilebilir. 1)Eylemci: Bunlar bilgiyi genel resim anlamında ister. Öncelikle detaylara önem vermezler. Bir toplantıya  katılıp tüm fıkraları yazıp ertesi gün okulda paylaşan bir tiptir. 2) Kontrolcü: Öncelikli deyişi şudur: “Hadi yapalım! Hadi bitirelim!” 3.İşbirlikçi: Öncelikli teşviki: Hadi ortak bir yol bulalım” olur. 4. Mantıkçı: Bunlar için yazılı olmayan kural “doğru yap!” ifadesidir.

Araştırmalara göre, erkekler başlarını salladıklarında “aynı fikirdeyim” derken, kadınlar başını salladığında “evet anlıyorum devam et” demektedirler.

Erkekler yan yana konuşken daha rahat ederken , kadınlar yüz yüze konuşmayı tercih ederler.

Kadınlar anlattıklarını ayrıntılarla renklendirmeyi tercih ederken, erkekler hemen sonuca gelmeyi tercih ederler.  Bu yüzden erkek sabırsızlanıp kadının sözünü kesmeye yönelir.

Erkekler tartışmaktansa, anlatmayı tercih ederler.

Bölüm 3. Denenmiş ve Gerçek Selamlama Stratejileri

Birini selamlarken ya da içeri yeni biri girdiğinde mutlaka ayağa kalkın. Bir zamanlar yeni biri geldiğinde kadınlar yerlerinden ayağa kalkmazlardı. O günler geçmişte kaldı. Ancak bir salonda  yeni biri geldiğinde  o zaman en yakındakiler ayağa kalkar.

El sıkışırken elinizdeki defter ve dosyayı bir kenara bırakmayı ihmal etmeyin.

“Kemik kıran” ya da “alık balık” türü el sıkışmanın ikisi de bu insanlar hakkında olumsuz bilgiler saçar. Kemik kıranlar güvensiz fakat saldırgan, alık balık rolüne ilgisiz, el sıkışmaktan hoşlanmadığını gösterir.

Kartvizitinizi vermeyin. İstenmesini bekleyin. Yemek sırasında kartvizit verilmez.

Bölüm 4: Giyim ve Aksesuar

Giydiğiniz her şey, verdiğiniz bir kararı temsil eder ve zevkinizin, tarzınızın bir yansımasıdır. İnsanlar sizi gördükleri ilk anda, sizin giyim tarzınıza göre tepki verirler. Başarılı insanlar, belirli durum ve günler için uygun bir şekilde giyinirler. Giyinmeden önce veya giyinirken kendinize şunu sorun:

1.       Ben kimim ve nasıl algılanmak istiyorum.?

2.       Neredeyim ve etkilemek istediğim insanlar kimler?

Bayanlar, aşırı düz veya aşırı yüksek topuklardan kaçınmalı. Orta yükseklikte topuklu ayakkabılar tercih edilmelidir. Etekler dizden yukarıda olmamalıdır.  Üzeri baskılı bluz ve gömlekler her türlü profesyonel ve otoriter imaja aykırıdır. Elbette, dar etekler, sallantılı küpeler ve görüntülü bileziklerden de kaçınmalıdır. Etek uzunluğunun uygunluğuna karar verebilmek için üç boyutlu aynada kendinize uzun süre, objektif olarak bakın. Sonra aynanın karşısına oturun. Eğer en ufak bir şüpheniz varsa etek çok kısa demektir. En iyi çizgi, baldırın diz kapağı ile birleştiği yerdir. Düz etekler, genelde dizi örttükleri zaman mükemmel görünürler. Aşırı çizgiler ve biçemlerde olmak tuhaf ve ürkütücü olabilir.

İşyerinde insanların kıyafetlerinden çok işlerine iltifat edin

İnsanlar birbirlerinin giysilerine iltifat ederler. “beğendiğinize sevindim” diyerek karşılık verebilirsiniz.

İnsanlara giysilerini nereden aldıklarını ve fiyatını sormayın.

Doğal giyinme diye bir şey yoktur ve her yere ve konuma uygun  bir “iş üniforması” da yoktur. Bu nedenle giysileriniz özen gerektirir.

Karşılaştığınız insanlarda ilk anda negatif etki yaratan durumlar: Kirli ve dağınık saçlar, çok fazla makyaj, pis tırnaklar.

Bayanlar, tamamen makyajsız işe gitmenin onları gerçek ya da doğal göstereceği yanılgısına düşmemelidirler.  Makyajın iki temel kuralı: 1) Daha az daha çoktur. 2) Daha basit daha iyidir.

Hiçbir şey genel görüntünüzü “formda olmak” kadar güçlendirmez. İyi bir egzersiz rejimi yalnızca duruşunuzu değil, kişiliğinizi de geliştirir. Ben formda insanların daha özgüvenli ve işine odaklandığını düşünürüm.

Bölüm 7: İş Toplantısı

Bir toplantı için hep zamanında ya da biraz erken hazır olun. Geç gelmek, zamanında gelmek için bir sürü zahmete girenlere saygısızlıktır. Diğer insanlar, kasten ya da farkında olmadan size gücenirler. Ayrıca son dakikada odaya dalmak, sizin dinamik ve çok meşgul değil; sadece organize olmamış bir insan olduğunuzu gösterir.

Ajanda, kağıt, defter ve kalem getirerek, çalışmaya hazır bir şekilde gelin. İhtiyacınız olabilecek şeyler elinizin altında olsun.

Oyun oynamayın; ataşları eğip bükmeyin, paket lastiklerini çekiştirmeyin; defterinize, not kağıdınıza bir şeyler, örnekse karikatürler, süsleme formları çizmeyin.

Toplantıyı yöneten kişi, ceketini ve kravatını çıkarıp size de önermediği sürece, ceketiniz ve kravatınız üzerinizde olsun.

Bölüm 8: Ofis Taktikleri

Patronluk (müdürlük) taslamayan bir patron (müdür) olmak daha iyidir. İlişkinizin tonunu belirlerken, kararsız kaldığınızda, resmiyetin gayri resmi olmaktan daha iyi olduğunu unutmayın. Her gün yeni bir izlenim yaratırken, çalışanları hep mutlu bir şekilde selamlayın. Çalışanların varlığının farkında olun. Kurum çalışanlarına nasıl hitap ederseniz edin, asla ve asla bir kimseye “tatlım”, “yakışıklı”, “kızım”, “oğlum” ya da buna benzer bir terimle hitap etmeyin. Onun adıyla hitap etmek en uygun olanıdır. Bazı insanlar, çalışma arkadaşına sanki birlikte büyümüşler gibi davranmanın iyi bir fikir olduğunu düşünür. İlişkilerinizin kendi hızında ilerlemesine izin verin.

Yöneticilerinizin dostça ya da neşeli görünmelerine aldanmayın; resmi dünyada ilişkiler derecelere bağlıdır; bu nedenle dereceler her zaman algılanmalı ve bilinmelidir.

Ev sahipliği yapmak, ziyaretçi kabul etmek ince bir iştir. Sürekli odanıza gelen vakit geçiren bir kişiyi, özür dileyerek kabul etmeyebilirsiniz. Odanıza gelen sürekli gelip giden biri değilse, kurum dışından biriyse, yapacağınız ilk şey ayağa kalkıp onun yanına gidip tokalaşmaktır. Eğer dışarıda bekliyorsa yanına çıkın,  içeri alın, paltosunu alın, asın ona yer ikram edin. O yerine oturuncaya kadar koltuğunuza dönmeyin. Eğer siz bir meslektaşınızı ziyarete gidiyorsanız, unutmayın ki ikiniz ne kadar samimim olursanız olun, siz hala misafirsiniz. Asla bir başkasının masasındaki eşyaları ellemeyin. Genelde bir başkasını ziyaret ederken şunları unutmayın lütfen:

1.       Paltonuz varsa nereye asacağınızı sorun. Yer yoksa sandalyenin üzerine koyun, ama sakın yanınızda taşımayın.

2.       Geç kaldıysanız özür dileyin ve açıklayın.

3.       Nerede oturacağınız söylenene kadara bekleyin. Size bir yer gösterilmemiş ise ayakta kalmayın en uygun sandalyeye oturun.

4.       Bir kişinin başının tepesinde konuşmayın. Konuşmadan önce size bakmasını bekleyin.

5.       Yayılmayın, kitap, kağıt belgeleri kucağınızda tutun. Çantanızı yere yanınıza koyun.

Armağan Vermek, dikkat ve önemi gerektiren bir eylemdir.  Birinci kural armağan verirken savurganlık söz konusu değildir. Eğer tatil ve benzeri özel günlerde çalışanlarınıza hediye veriyorsanız, bir değerlendirmeye kapı açtığınız unutmayın. Çalışanlar bu seneki hediyenin gelecek yıllarda da denk olmasını isterler. Bir verilen, tatmin edici, mutluluk veren bir hediyeden sonra, bir yıl sonra verilecek bir sembolik hediye hayal kırıklığı yaratır. Kurumun zor durumda olduğu dedikodusuna yol açar.

Günlük kurum etkinlikleri konusunda bir özet yapmak gerekirse:

1.       İlişkilerinizde biraz boş alan bırakın. Kurallar ve roller değişir, siz de onlarla birlikte değişecek esnekliğe sahip olmanız gerekir. Bugün çalışma arkadaşınız olan bir insanın, yarın amiriniz, müdürünüz olabileceğini unutmayın.

2.       İş yerinin tonu ve tarzı yani havası yönetim/yönetici tarafından belirlenir. Başlama işaretini onlardan alın.

3.       Herkese, istisnasız herkese saygılı ve iyi davranın.

4.       İlişkilerin kendiliğinden/doğal ve kontrollü gelişmesine izin verin.

5.       Herkesin alanına saygı duyun.

Bölüm 9: Konuşma, Boş Laf Değildir

Bu konuda yapmanız ve yapmamanız gerekenler:

1.       Otuz saniyeden daha uzun süren ya da ırk etniklik içeren espriler yapmayın.

2.       Sağlığınız, son başarınız ya da hayatın ne kadar pahalı olduğu gibi konulardan konuşmayın.

3.       Din ve siyaset konularından uzak durun.

4.       Biri sizinle konuşurken, odaya girip çıkan veya dolaşanları izlemeyin.

5.       Dik durun ama kasılıp ilgi çekmeyin.

6.       Ellerinizi yüzünüzden uzak tutun.

7.       Teniste ya da voleybolda servis atacakmış gibi ağırlığınızı öne vermeyin.

Bölüm 10: Konuşmacıların Sırları

Konuşmadan önce kendime dört soru soruyorum:

1.       Benim kim olduğumu düşünüyorlar?Dinleyicilerle ilişkimiz ve konumumuz nedir?

2.       Bu konuşma ile ne başarmak istiyorum? Hoş geldin demek, idare etmek, oyalamak, motive etmek, ikna etmek.

3.       Kime konuşuyorum? Dinleyenler neden burada, onların konuya bakış açıları ne?

4.       Ben neredeyim: Mekanı ve araç gereçleri incele. Işıkları, cihazları kontrol et.

Mümkünse kendinizi tanıtırken, dinleyicilerle sizi bağlayan, ortak bir noktaya değinin. Örneğin ben de sizin gibi tüm yaşamını öğretmenliğe vermiş biriyim gibi.

Yirmi dakikalık bir konuşmada dörtten fazla konuya değinmek pek akıllıca olmaz. Önerilen taktik, konuya girmeniz, bazı tanımlayıcı örnekler vermeniz ve sonra aynı konuya tekrar dönmenizdir.

Başınızı dik tutun ve net bir şekilde konuşun. Sesinizin yüksekliğini ve kelimelerinizin hızını kontrol edin.

Sunduğunuz konulara biraz mizah katın. Sonunda dramatik ya da duygusal bir dil kullanmaktan çekinmeyin. Sonunda size soru soracaklarsa, soruları aldıktan sonra “iyi soru” demeyin. Bu söylem sizin soruların kalitesini kıyasladığınız anlamına gelir.

Bölüm 11: Yazışma

Kalemin bilgisayardan daha güçlü olduğu gerçeğini anlamanız önemlidir. Yazarken kullandığınız basit bir dil sizi basit bir insan gibi göstermez. Yaşadığınız, muhatabı olduğunuz bir incelik karşısında teşekkür mesajlarınızı iletmeniz için şu üç aşamayı izleyin:

1.       Hediyenin adını belirterek kişiye teşekkür edin.

2.       Seçme, alma, paketleme gibi zahmetlerini anladığınızı vurgulayın.

3.       Onu nasıl kullandığınızı ya da kullanacağınızı vurgulayın.

 

Bir başsağlığı mektubu için izlenecek üç öneri:

1.       Onların kaybını, acısını ve taziyelerini hissettiğinizi anlatın.

2.       Bir şekilde yardım etmek istediğinizi bildirin

3.                Vefat eden kişinin karakterini, başarılarını ve ona olan bağlılığınızı anlatmalıdır.

Bir başsağlığı mektubu her zaman saklanacak ve aile arşivlerinin bir parçası haline gelecektir. Bu nedenle her ne kadar kişisel olsa da biraz resmi olmasında fayda vardır.

Yazı iletişim tekniklerini anlamak ve uygulamak, elinizdeki kalemle rahat etmenizi sağlayabilir. Gelin, yüzleşelim, hiçbir şey el yazısının yerini tutmaz. Eğer el yazınız Çin matematiğini andırıyorsa bilgisayarı tercih edebilirsiniz. Ama asla aynı etkiyi yapmaz.

Bölüm 12: Eloktronik Etikler

İşlerin % 70 nin hala telefon üzerinden yapıldığı tahmin ediliyor. Ancak bu oran giderek tür bakımından çeşitlenmekte ve oran olarak artmaktadır. Buna rağmen pek çok kişinin telefonu kendi amaçları yönünde nasıl kullanacağını bilmemesi de çok ilginç.

Eğer “randevu verdiğiniz” veya kabul ettiğiniz birisi ile konuşmanız sırasında telefon çalarsa, cevaplaması için ya başka birine ya da makineye devredin. Eğer bunlar mümkün değilse,  konuştuğunuz kişiden özür dileyin ve arayan kişiye, şimdi meşgul olduğunuzu, kendisini daha sonra arayacağınızı söyleyin.

Masanızdan telefon açarken hem kendi isminizi hem de okulunuzun adını söyleyin. Eğer gelen arama bir başkası içinse “kim arıyor diyeyim?” diye sorun.  Eğer arayan sizin gibi yetişmiş bir yönetici ise karşısındakine “kim arıyor diyeyim” diye sordurmaz. Çünkü telefonu açınca evvela okulun adını sonra kendi adını ve unvanını söyler. Örnekse, İyi günler, Eytepe İlköğretim Okulu, Sedat Sönmez, Okul Müdürü, diye açar telefonu.

Aradığınız kişi arkadaşınız ise, açınca hal hatır sorar,  en son görüşmeye gönderme yapabilirsiniz. (Ancak kısa kesin lütfen) Telefonda bir geveze ile konuşuyorsanız, “Kısa kesmek zorundayız çünkü…” ya da “kapamak zorundayım çünkü …” diye bitirmeye çalışın. Teşekkür edin ve olumlu bir notla telefonu kapatın. “Hoşça kalın” deyin “bye bye”, “güle güle” demeyin. Etnik ve dinsel mesajlar içeren selamlarla telefon açmak uygun olmayabilir.

Telefonda bağırıp çağırmadan da net bir şekilde işitilebilirsiniz. Cep telefonları  dünyaya kaba olmanın yeni yollarını sundu. Restoranda, misafirlikte, otobüste ve benzer yerlerde hemen cep telefonunuza sarılmayın; bu uygunsuz ve kabadır.  Bir kez daha yinelemekte yarar var; mesaj, canavardır. Sesli mesaj faydalı bir araç olsa da çok dikkat edilmelidir. En iyi mesaj bırakmaktan vazgeçin, dahili numarayı arayın ve gerçek insana bağlanın. Mesaj bırakırken unutmayın: 1) az ve öz iyidir. 2) Ses efektlerinden vazgeçin. Sevimli profesyonel değildir ve sinir bozar. 3) Mesajı bırakmadan önce yazın; hem de birkaç kez.

  • İsminizi ve okulunuzun adını bırakın,
  • Ne zaman aradığınızı söyleyin
  • Aramanızın nedenini net bir şekilde açıklayın
  • Sizi arayabileceği en iyi zamanı söyleyin
  • Numaranızı bırakın (alan kodu ile numara arasında biraz durun ki not alabilsin)

Netik: İnternetteki görgü kurallarına verilen isimdir.

İnternet kibarlığı üzerine bazı kurallar vardır:

Bağırmayın (yani BÜYÜK HARFLERLE YAZMAYIN               ) Vurgu yapmak için *….* veya “…” işaretlerini kullanın.

“Sayın,” “Sevgili” gibi girişler yapmanız gerekmez, ama mesajlarınıza nezaket ekler.

Yeni gelenler bir haber grubuna katılmadan önce, “çok sorulan sorular” listesine göz atmalıdır.

Elektronik iletişim sırasında kendinizi olumlu bir şekilde sunmanın en etkili yolu- telefonda veya sanal ortamda- o kişinin tam karşınızda duruyormuş gibi düşünerek konuşmak veya yazmaktır.

Bölüm 13. İltifatlar Eleştiriler Çatışmalar

Önemli olan iltifat etmeden önceki andır. Birine iltifat etmeden önce, ona neden iltifat edeceğinizi dürüstçe düşünüp karar vermeniz gerekir. Çok az şey, zorla yapılan bir iltifat kadar şeffaftır. Bir iltifatın iki yönlü cadde olduğunu unutmayın. İltifat elen için olduğu kadar, veren için de faydalıdır. Biri size iltifat ettiğinde “Teşekkür ederim” deyin. Bu sırada tevazu göstermeyin. Eğer iyi bir iş yaptığınız için iltifat alıyorsanız, “Daha iyi olmalıydı” ya da “daha önce bitmeliydi” gibi bir şey söylemeyin. Giyiminiz ile ilgili bir iltifat alıyorsanız “Ah bu eski şey mi?” demeyin.

Eleştiri yapacağınız zaman:

Topluluk içinde eleştirmeyin.

Kişiselleştirmeyin. Bu anlamda insanlara kötü isimlerle hitap etmeyin ya da yaptıklarının ne kadar “aptalca” veya  “yanlış” olduğunu söylemeyin. Davranışlara değinin, kişilere değil.

Net olun. “Bir dahaki sefere herkesin zamanında gelmesi”, “Görsel araçların önceden hazır olması” gibi.

Balyozu unutun. İz bırakmadan, yaralamadan eleştirmenin bir yolu söze, iltifatla başlamaktır. “Genelde çok planlı çalışıyorsun ama ….”, “Nöbet görevine çok özen gösteriyorsun ama” gibi, “ama bombası” içeren cümlelerle başlamayın. Bu kişilerin kendilerini savunmak için harekete geçmelerini sağlar.  “Derse çok iyi hazırlanmışsın, daha başka materyaller de hazırlayabileceğini düşünüyorum” gibi eleştiriler daha etkili olabilir.

Eleştiri aldığınızda, haklıysa başınızın üzerine alın. Kimseyi suçlamayın, sızlanmayın ya da affedilmek için direnmeyin. Durumu çözülmesi gereken bir sorun olarak kabul edin. Eğer kişisel bir durumsa, “Seni kırmak (üzmek, utandırmak, sıkmak) istemedim; ama sanırım oldu; özür dilerim.” Genelde duygular ön plana çıktığında, bazı şeyleri tartışmayı ertelemek en iyisidir. “Bence bunu ikimiz daha sakin iken konuşalım, olur mu?”

Cinsel Taciz:

Cinsel tacizin her türlüsüne vereceğiniz tepki sert ve anında olmalıdır. Ya o anda duruma el koyun, isterseniz okulunuzun veya eğitimin en üst yöneticisine gidip durumu bildirin. Duruma el koymak gerektiğinde “Ne komik bir laf, kendini aptal konumuna düşürdüğünün farkında değil misin?” ya da “Şu dakikaya kadar ne kadar zavallı olduğunu görmemiştim. Gerçek bir serserisin.” Deyin.

Biri sizin ne olduğunuzla ilgili espriler yapmaya başladığında sadece “Bunu duymak istemiyorum.” , eğer söz söylenmiş, herkes gülüyorsa “bunun komik olduğunu sanmıyorum.” Deyin ve ortamdan uzaklaşın.

Kötü Haberler:  Karşınızdaki insanın acı durumunu, talihsizliğini anlamak ve ona ilgi göstermek gerekir. İnsanların işten çıkarılması, iflas etmesi, terfi edememesi durumlarında elbette streslidirler ama bunun için seçeneksiz değiliz. Bir başkasının kötü haberleri veya durumu üzerinde konuşurken :

Daha çok acı çeken birini tanıdığınızı söylemeyin.

Onun ortaya koyduğu eleştiriye katılmayın. Örneğin müdürünün bir canavar olduğundan söz ediyorsa, bırakın anlatsın  ama onaylamayın.

Her şeyin, herkesin yararına olacağını söylemeyin.

Öğüt vermeyin.

“Sana bunun olacağını söylemeştim.” Demeyin.

“Bunları yaşadığın için üzgünüm”, “Seni çok şaşırtmış olmalı”, “yardım edeceğim bir şey var mı?” gibi ifadeler kullanın.

Bölüm 14. Yemekler

Yemek masasında iyi bir izlenim bırakmak, sağduyu ve başkalarının duyarlıklarına karşı saygı duymayı gerektirir. Tabii ki bir kısım kuralları da bilmeyi. Bu kuralları öğrenmek mümkündür.

Bıçağı veya kaşığı avucunuzun içinde değil, nazikçe parmaklarınızla tutmalısınız.

Kullandıktan sonra çatal veya kaşığınızı masanın üzerine değil, tabağın kenarına dayayın.

Ağzınız açık çiğnemek, yerken konuşmak. Hayır

Sigara içilen alanda bile olsanız, yemek bitmeden sigara içmeyin. Tabağınızı kül tablası olarak kullanmayın. Kül tablası yoksa içmeyin.

Sandalyenize yayılmayın, sallanmayın.

Dişlerinizi karıştırmayın.

Herkesten  önce  yemeği bitirmek veya herkesin sizin bitirmenizi beklemesi.

Peçete, bardak v.b. ruj lekesi bulaştırmak.

Ekmeğin tümüne değil, küçük parçalar haline getirerek yağ sürün.

Mendil veya peçetenizi açmak için havada sallamak

Masanın üzerine çanta, anahtar eldiven koymak.

Karşılaşacağınız bir kısım “yemek felaketleri” ile başa çıkabilirsiniz. Örnekse:

Bir şey dökerseniz, zıplayıp bağırarak olayı abartmayın. Mendilinizle, peçetenizle silin garsondan yenisini isteyin.

Bir başkasının üzerine çay dökerseniz özür dileyin ve temizleyici masrafını ödemeyi teklif edin. O kişiye dokunmayın. Silme temizleme işini ona bırakın. Ancak garsondan peçete mendil isteyebilirsiniz.

Geğirirseniz, peçetenizi dudaklarınıza götürün ve ortaya” afedersiniz” deyin.

Açık Büfe, pek çok aklı başında insanın kontrolünü kaybettiği durumlardan biridir. İnsanlar çoğu kez ilkel çağa geri dönerler. Onlar almadan yemeğin toplanacağını, ya da başka insanların hepsini alacağını kendilerinin aç kalacağını düşünürler.  Sonuçta tabaklarını tepeleme doldurarak çılgınlığa imza atarlar.

Büfeye yaklaşmadan önce duruma bir göz atın. Çatal, bıçak, bardaklar büfede mi yoksa masalarda mı? Sıranıza girin. Burada cinsiyet farklılıkları yoktur ama bir çiftin ya da birlikte sıraya giren bir gurubun arasına girmeyin.

Tabağınızı tepeleme doldurmayın, ikinci üçüncü kez büfeye gitmek doğaldır. Önce çorba veya salata almak, sonra ana yemek için gitmek, son olarak da tatlı veya meyve için gitmek doğaldır. Masaya “ortaya” karışık yemek getirmeyin; bırakın herkes kararını kendisi versin.

*Unutmayın birlikte yemek zamanı en iyi sos, sohbettir*

Hepsi Bu kadar mı? Hayır! Mary Mitchell ve John Corr2un birlikte yazdıklar “İlk 5 Dakika” kitabından eğitim ve okul yöneticisi meslektaşlarım ile öğretmen arkadaşlarım için süzüp seçebildiğim bir demeti toplamaya sunmaya çalıştım. Hiç kuşkusuz kitabın tümüne ulaşmakla daha büyük kazanımlar, daha ayrıntıda uygulama ilkeleri saptanabilir. “Bunlar bize göre değil.” Bizim kendi kültürümüz var; diye düşünebilirsiniz. Bunlar evrensel değerler olmayabilir. Ama bürokrasinin ve iş dünyasının geçer uygulamalarıdır.  Takdir ve uygulama kararı sizlerindir. Saygılarımla. Aytaç Açıkalın

Aytaç AÇIKALIN

Aytaç AÇIKALIN

Kendi deyişi ile: O, "güncel bir eğitim dinazorudur." Diyarbakır’ın Kabi (Bağıvar) köyünde İlkokul öğretmenliği ile başlayıp 12 yıl ilköğretmen okullarında "Essah öğretmen yetiştirmeye gönül ve emek verdi." Hatay ve Edirne Milli eğitim müdürlükleri sonrasında üniversitede, "bildiklerinin yeniden inşasına (yapılandırmasına) girişti." Eğitim Yönetiminde doktora unvanını, 1995 yılında, profesörlük kariyeri ile noktaladı. Üniversite çatısı altındaki akademik yaşamını 2002 yılında emekli olarak tamamladı. Kendi deyişi ile: "Çekildi izzet-i ikbal ile babı ulemadan". Bugün "Gerçek anlamda eylemli akademik yaşantısını" insan kaynağının geliştirilmesi çalışmaları ile sürdürmektedir. Birikimlerini İnsanların başarısı ve mutluluğu için herkes ile paylaşmaktan çok mutludur

BEĞENEBİLECEĞİNİZ DİĞER YAZILAR

Bir Cevap Yazın