Harika Çocuklar

Armut Dibine Düşmeyince
Andrew Solomon – YKY 2014

Yukarıda kaynakçasını verdiğim kitaba ve yazarına ilişkin daha geniş bilgiyi, “Oğul” başlığı halinde özetlemiş bu sayfada paylaşmıştım. Son hafta (7 Ekim 2016) İZÜ’de (İstanbul Zaim Üniversitesi’nde) çoğu öğretmen, okul yöneticisi meslektaşlarımla gerçekleştirdiğimiz “Yüksek Lisans” düzeyindeki akademik paylaşım oturumunda, katılımcıların “Zeka”, “Üstün Zekalılar”, “Üstün Yetenekliler” kavramları ile ilgilerinin yoğun ve bir ölçüde klasik olduğunu sezinledim. Yapay ve zorlamalı da olsa bu tanımlamalar kapsamındaki çocukların özel düzenlemelerle belirlenmesi, korunup kollanması, özel ve farklı kurumlarda etkin yöntem ve tekniklerle geliştirilmesi konusundaki yaklaşımlarını paylaştık. Bu paylaşım ortamına farklı bir boyut getirmek açısından Solomon’un kitabından Harika Çocuklar bölümünü özetlemek sunmak istedim. Solomon harika çocuklar kavramı içinde daha çok müzik alanında örnek çocuklarla ilgilenmiştir. Bunun nedenini de şöyle açıklıyor:

“Deha, sıklıkla spor, matematik, satranç ve müzik alanlarında ortaya çıkar. Müziği anlama becerim sporu, matematiği, satrancı kavrama yeteneğimden daha ileri olduğu için kitapta müzik harikalarına odaklandım” diyor.

Ben yazarın genelde üstün zekalı, üstün yetenekli, harika çocuklara ilişkin düşüncelerini aktarmaya çalıştım. Kuşkusuz bu özet paylaşım yazarın tüm fikrlerine katıldığım anlamına gelmez. Bunun yanında bölümü özetlerken benim görüşlerime uymayan anlatımları atladığım anlamı çıkarılmamalıdır.

Harika kelimesi, Latince prodigium (Prodige) sözcüğünden türemiştir ve Batı dillerinde “mucize”, “harika” anlamında kullanılmaktadır. Bu sözcük, Latincede doğal düzene aykırı davranan bir canavarın adıdır. Konuya girerken, terim ile bütünleşme aşamasında öncelikle, “harika” kelimesi ile olarak doğal olmayan bir durumun ifade edildiğinin unutulmaması gerekir diye düşünüyorum. Çünkü böyle kişilerde bir doğum kusurunu andıracak kadar belirgin farklılıklar görülür.

Harika çocuk ile ucubelik, deha ile duygusal tükenmişlik arasında kurulan bağıntıdan dolayı çok az kimse, “harika çocuk” olarak nitelendirilmek ister. Harika çocuk “acayip” bir çocuktur; dış dünya ve sosyal çevresi ile ilgisiz, bir tür iletişimsizlik ve duygusuzluk ortamında yaşar. İlginç olan engelli bir çocuk sahibi olmaktan ürken çoğu anne baba, yetenekli bir çocuk özlemi duyar. Çünkü onlara göre böyle çocuklar dünyada güzellik yaratabilirler. Anne babalar da onların başarılarından yoğun haz alabilirler; yetenekli çocuklar ailenin hayatına harika yeni doğrultular açabilirler. Ne var ki çoğu zaman harika bir çocuğa ebeveynlik etmek gölgede kalmayı gerektirir. Bu tür bir yaklaşım birçok anne babaya da kolay gelir.

Yazar’ın ifadelerinden doğrudan aktarmak istediklerim:

  • GÖZ KAMAŞTIRICI ZEKA, HER YATAY KİMLİK KADAR BİR SAPMADIR.
  • HARİKA ÇOCUKLUK VE DEHA OTİZM KADAR AZ ANLAŞILMIŞ BİR DURUMDUR.
  • HARİKA ÇOCUK SIFATI GENELLİKLE ERKEN GELİŞMİŞLİĞİ, DEHA İSE İNSAN BİLİNCİNE DEĞERLİ BİR ŞEY KATMA BECERİSİNİ YANSITIR.

Harika çocuğu olan ailelerin sağlılığı ve mutluluğunun mükemmelliğinden söz etmek zordur. Aileyi gölgede bırakacak düzeyde yeteneğe sahip bir çocuğu olan anne babalar kolayca yollarını şaşırır ve çoğu kez çocuğa karşı ilgisiz kalırlar. Genellikle harika çocuklar için toplumsal bir desteğin gerekliliğini anımsamak gerekir.

Bu aşamada toplum ve devlet olarak harika çocuklarımızı desteklemek konusunda anlamlı girişimlerimiz vardır. Yaklaşık 70 yıl önce, 1948 yılında iki güzide müzik sanatçımız İdil Biret ve Suna Kan’ın devlet bursu ile yurt dışına gönderilip yetiştirilmelerini hedefleyen 5245 saylı “Harika Çocuklar Yasası”, ki bu yasa genellikle bu iki sanatçının adı ile anılır. 1956 yılında Yasa’nın kapsamı genişletilerek güzel sanatların her alanında “üstün yetenekli” çocukların yurt dışına gönderilmesinin yasal temeli oluşturulmuştur. Bu yasa ile kimler gönderilmiş ve üstün başarıları ile uluslararası etkinliklere ulusumuzu onurlandırmışlardır? Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde “farklı yetenekli” çocuklara bir nebze imkan sağlayan BİLSAM (Bilim Sanat Merkezi) ve üniversitelerin güzel sanat fakültelerinin öğretmen ve öğretim üyeleri için bir çalışma alanı olarak görülebilir.

Bir çocuğu “desteklemek” ile “sıkıştırmak” arasında, ona inanmak ve onu tasarlanan kişiliğe zorlamak arasında açık seçik bir ayırım çizgisi yoktur. Yetenekli çocukları zorlamak nasıl ters tepebilirse, zorlamamak da ters tepebilir. Kişisel gelişimi aksatmak pahasına yeteneği geliştirmek veya aksine özel beceriyi aksatmak pahasına genel gelişimi sağlamak harika çocuklara zarar verebilir. Bazen de bir harika çocuğun memnun etmek istediği yetişkinler anne baba ve öğretmenler birbirleriyle çekişirler.

TOPLUMUN DERİN FARKLILIKLAR TAŞIYAN ÇOĞU ÇOCUĞA BEKLENTİLERİ AŞIRI DÜŞÜKKEN, HARİKA ÇOCUKLARA İLİŞKİN BEKLENTİLERİ ÇOĞU KEZ TEHLİKELİ OLACAK KADAR YÜKSEKTİR.

Dehanın kaynağı en az 2500 yıldan beri tartışılan felsefi bir konudur. Tarihin büyük bir bölümünde harika çocuklar deli sayıldı. Eflatun (Platon) dehanın tanrılar tarafından dingin insanlara bahşedildiği kanısındadır. Aristotoles, delilik içermeyen bir deha olamayacağı kanısındaydı. Nitekim ileriki dönemlerde kemancı Peganini şeytana teslim olmakla suçlandı. John Locke “Bence çocukların zihinleri, tıpkı su gibi, şu ya da bu yöne kolayca çevrilebilir” derken dahiliği çevresel tanımlamaktadır. Arthur Schopenhuer da “Yetenek başkasının varamayacağı bir hedefe varır, deha ise hiç kimsenin göremeyeceği bir hedefe varır.” diyor. İtalyan kriminolog Cesare Lonbrosso dehayı, “manevi delilik grubuna giren gerçek bir dejeneratif bir psikoz” olarak tanımlar. Yakın dönem nörobilim araştırmaları, yaratıcılık ve psikoz süreçlerinin beyinde benzer yerlerin etkileşimi olduğunu kanıtlamaktadır. Bazı kitaplar mükemmelliğin çalışmayla geldiğine dair özdeyişi yeniden gündeme getirerek deha için gerekli iş yükünü on bin saat olarak belirlemektedirler. Pedagok Leopold Auer, öğrencilerine, “Bu işte iyi iseniz günden üç saat, biraz ahmaksanız dört saat çalışın; biraz daha fazlasına gerek duyuyorsanız bu işi bırakın.” önerisinde bulunmuştur.

Yüksek IQ düzeyinin deha ile nasıl bağıntılı olduğu sorusu, testlerin ortaya çıkışından beri tartışma konusudur. Terman, çok yüksek IQ düzeyine sahip 1500 öğreneciyi izlemeye almıştır. Yetmiş yıl sonra bu çocuklar sosyoekonomik düzeylerinin öngörmüş olabileceğinin ötesinde bir başarı düzeyine ulaşamamışlardı. Araştırmacının (Terman’ın) yeterince zeki bulmayıp araştırma dışı tuttuğu bir bir çocuk ise (William Shockley) transistörün mucitleri arasında yer aldı ve nobel fizik ödülünü kazandı.

Psikolog Angela Lee Duckwrth, daha yakın bir dönemde lise öğrencileri ile yaptığı çalışmada, hemen anında bir dolar kazanma ile bir hafta sonra iki dolar kazanma arasında tercihte bulunmaları istemişti. Ödülü erteleyebilenlerin IQ düzeyine bağlı olmaksızın çok daha yüksek akademik başarıya ulaştığı görülmüştür. Duckworth’un araştırmasının sonucu şudur: “Zeka gerçekten önemli olmakla birlikte, özdenetim kadar önemli değildir.” Kaplinsky’ın açıklaması da şöyle: “Yetenek varsa başarı paketindeki payı %10 dur. Yetenek yoksa etkisi %90 çıkar, çünkü yokluğun üstesinden gelinmez.” Ancak genel kanaat çalışmaların genelinde, yetiştirmenin yaratılıştan çok daha fazla payı var gibi görünüyor.

Yüksek zekanın tarihi, zihinsel engelliliğin ya da ruhsal bozukluğun tarihinden daha az siyasi değildir. Kominist perspektif herkesin yeterli çalışmayla bir dahi olabileceğini öngörür; faşist perspektif ise doğuştan dahilerin, geri kalan insanlardan farklı bir canlı olduğunu öngörür.

Yıllar boyunca harika çocukların çoğunlukla Doğu Avrupa’dan gelen yahudiler arasından çıktığı görüşü ağır basıyordu. Şimdi ise bu alanda Doğu Asyalılar’ın özellikle Çinlilerin ağırlığı hissediliyor. Dehanın sosyal, dahası coğrafi bir çevreye ihtiyacı olduğu söylenebilir. Kayak sporuna yeteneği olan birisi, Suudi Arabistan’ın bir çöl kentinde doğmuşsa, bu yönü hiç keşfedilmeyecektir. İdeal bir durum olan dahinin yeteneklerini ortaya koyabilmesi için gerekli araçların, şartların yanı sıra, akranları ve hayranları barındıran açık görüşlü bir toplumun varlığı da gerekmektedir.

Genel düzende deha, gelişimin kendisinden biraz daha şaşırtıcıdır. Küçük çocuklar iki yaşında konuşmayı, izleyen beş yılda okuma yazmayı, bir kaç dili aynı anda öğrenebilirler. Harflerin hem sesle hem de anlamla ilişkisini çözebilirler. Üstelik yürümeyi, yemek çiğnemeyi, belki mizah duygusunu da öğrenmeyi başarırlar. Bunları izleyen anne babalar çocuklarının dahi, harika, üstün zekalı, üstün yetenekli çocuk lar olup olmadığı konusunda karmaşık duygular yaşarlar. Hemen her anne baba küçük yaşlarda çocuğun bu hızlı zihin ve devinim gelişimini çoğu kez üstün zeka, üstün yetenek, deha olarak tanımlama eğilimine girerler.

Andrew Solomon’un “Harika Çocuklar” konusundaki görüşlerini özetleyip düzenlemeye çalıştım. Yazarın düşünceleri “müzakereye” açıktır. Ben sözü kendi düşünceme uygun bir deyimle bitirmek isterim.

“DAHİLİK, ALLAH TARAFINDAN BAZI SEÇKİN KULLARINA BAĞIŞLANMIŞ BİR ÖZELİK DEĞİLDİR.”

Aytaç AÇIKALIN

Aytaç AÇIKALIN

Kendi deyişi ile: O, "güncel bir eğitim dinazorudur." Diyarbakır’ın Kabi (Bağıvar) köyünde İlkokul öğretmenliği ile başlayıp 12 yıl ilköğretmen okullarında "Essah öğretmen yetiştirmeye gönül ve emek verdi." Hatay ve Edirne Milli eğitim müdürlükleri sonrasında üniversitede, "bildiklerinin yeniden inşasına (yapılandırmasına) girişti." Eğitim Yönetiminde doktora unvanını, 1995 yılında, profesörlük kariyeri ile noktaladı. Üniversite çatısı altındaki akademik yaşamını 2002 yılında emekli olarak tamamladı. Kendi deyişi ile: "Çekildi izzet-i ikbal ile babı ulemadan". Bugün "Gerçek anlamda eylemli akademik yaşantısını" insan kaynağının geliştirilmesi çalışmaları ile sürdürmektedir. Birikimlerini İnsanların başarısı ve mutluluğu için herkes ile paylaşmaktan çok mutludur

BEĞENEBİLECEĞİNİZ DİĞER YAZILAR

1 Yanıt

  1. Mustafa diyor ki:

    Zeka-deha 0 yada 1 çevresel şartlar ise 1 ile 10 (yada sonsuz) aralıkta bir değer alıyor.

Bir Cevap Yazın