Gücü Keşfetmek

Discover the Potential

Bu yazının hedefi, kamuya malolmuş, herkes tarafından bilinmesi, sahiplenilmesi beklenen ulusal bir simgenin içeriğinin paylaşılması ve insan kaynağımızı, özellikle gençlerin yetiştirilme, geliştirme girişimlerinde bir izlence olarak değerlendirmesini müzakereye açmaktır.

Coğrafyadan Vatana

“Toprak uğrunda ölen varsa vatandır.” Bu içimizi dolduran bir deyiş. “Bu vatan toprağın kara bağrında sıra dağlar gibi duranlarındır.” O kadar çok geniş kapsamda, o kadar çok Ülkem insanını hatırlatır ki bu satırlar! Nedendir bilmem bu boyutta düşünürken her zaman, ilk önce Kars’ ın toprağına “vatan” damgasını vuran Ebu’l Hasan Harakâni ve arkasındakiler gelir aklıma. Onlar at üstünde, bedenlerindeki yaraların kanıyla coğrafyayı vatan yapmaya geldiler. Sonrasında zihnimde dizilir sıraya, irşad minberlerindeki Anadolu evliyaları, Yunus Emre, Hacı Bektaş, Mevlana, Hacı Bayram… say, sayabildiğin kadar. Coğrafyadan “kanla vatan” yapmanın ustalığını onların evlatları Çanakkale’de, Afyon ovasında dünyaya gösterdiler ve bu toprakların vatan tapusunu bize emanet ettiler.

Şimdilerde kılıç kalkan bir oyun, bir gösteri; okçuluk ve at koşturmak bir spor. Vatan olan coğrafya, başka yetenekler, özveriler bekliyor bekçilerinden. Toplumumuzun ekonomik, teknik yönden uluslararası “kalkınmakta/gelişmekte olan” ülkeler sınıflamasından sıyrılmakta olduğunu gururla izlerken, ‘toprağın üstünde sıra dağlar gibi duranların’ oluşturduğu, insan kaynağımızın eğitim düzeyinin, yönetime bakış açısının, özellikle yasama, yürütme, yargı boyutlarında yarattığı bir kısım güven yetersizliğinin kaygılarını yaşıyoruz. Kanla yoğrulmuş bu Vatan, “gayyur insanların” omuzlarında, ‘muassır medeniyet seviyesinin üstüne’ yükseltilmeyi bekliyor.

Türkiye 2014 yılında dünyadaki görünümünü ve algılamasını belirlemek amacıyla, özellikle ürettiği malların üzerine konulan, lale süslemeli, ulusal tanıtım etiketini/simgesini (işaretini/ logo) değiştirdi. Uzman bir firma tarafından yaklaşık bir buçuk yıllık bir çalışmanın sonunda “Türk Malı” veya “Made in Turkey” işareti aşağıdaki biçimde yeniden tasarlandı.

made_in_turkeyŞekil 1

Anadolu’nun Kilim, çini süslemelerinden, Kûfî yazı, hat ve çizgi özelliklerinden yararlanılarak geliştirilen simgenin tanıtımı sayın Reisicumhurumuz tarafından 2014 yılının eylül ayında yapıldı. İngilizce “Discover the potential” deyişi Türkçe’ye “Gücü Keşfet” olarak çevrildi. Yeni “ulusal simge” için daha önce Türk lirası için belirlenen (TL Simgesi) simgesinde olduğu gibi farklı eleştiriler ve görüşler açıklandı ve böylece Ülkemiz’de üretilen içte tüketilen veya ihraç edilen tüm ürünlerin uygun yerlerine konulacak olan yeni “Made in Turkey” simgesinin kullanılması kabul edilmiş oldu.

Simgenin Sekiz Sırrı

Yeni simge, üstündeki yazı ile okunup seslendirildiğinde, bir anlamda “Türkiye gücü (nü) keşfet!” haykırışına dönüşmektedir. Tanıtımlar, eleştiriler sırasında simgenin içine yerleştirilen çizgiler, şekiller ve bütünleştirmelerde sekiz ayrı toplumsal ve bireysel niteliğin vurgulandığı çıktı ortaya. Bir bakıma üretecek insan kaynağımızda gözlenmesi beklenen bu sekiz ilkenin gizlendiği çizgiler, simge üzerinde aşağıdaki şekilde işaretlendi.

made_in_turkey2Şekil 2

Gerçekte bu sekiz ilke, sıradan yazılmış sekiz yönergeden öte bir toplumun ulusal sesi ile dünyaya kendini üstün özellikleriyle tanıtmasının “yoğun özet”, ifadesidir. Üzerine “bu benim malım” damgasını vurduğumuz her ürünü dünyaya sunarken, ürünün arkasındaki emeğin, bu sekiz özelliğe ne kadar sahip olduğunun güvencesi de verilmektedir aslında. Bu aşamada büyük önder Mustafa Kemal’in kesin teşhisini hatırlamak yol gösterici olacaktır.

“Daha az zamanda, daha büyük işler başaracağız. … Çünkü Türk milletinin karakteri yüksektir. Türk milleti çalışkandır. Türk milleti zekidir. Çünkü Türk milleti milli birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir.”

Tarihin bu güçlü sesi, tasarlanan Türk Malı simgesinin çizgilerinde, süslemelerinde Birliktelik, Hem Doğu Hem Batı, Dünya, Buluşma, Uyum, İnovasyon, Sinerji, Büyüme, kelimeleri ile belirlenen sekiz ilke, insan kaynağımızın yetiştirme, geliştirme yönerge olarak olarak yerleştirilmiş gibi. Şimdi yetişen, gelişen, çalışan, üreten, satan her toplumsal veya meslek grubunun bu ilkeleri içselleştirmiş olarak çalışması, hizmet etmesi gerekir. Yetişen genç kuşakların, yetişmiş üretici işgücümüzün, Yirminci Yüzyılın modası geçmiş sloganlarıyla avutulması yerine Türkiye’nin var olma, üstün olma, güçlü olma, önde olma hedeflerine yöneltilmesi ve bu grupların zihin, beden, duygusal güçlerinin bu alanda bütünleştirilmesi beklenir. Türkiye markasının sekiz ilkesinin sınırlı açılımını özellikle gençliğin eğitimi ve geliştirilmesi ile sorumlu olanlar ile paylaşmak isterim.

Birliktelik, 2017 yılında yaşadığımız iç ve dış gelişmelere karşı varlığımızı sürdürmenin öncelikli ilkesi olarak görülmelidir. “Bir olalım, iri olalım, diri olalım” öğüdünü sekizyüz yıl sonra hatırlamakta yarar var. Farklılıklarımıza saygı göstererek, birbirimize sarılarak birlik olmanın tam zamanıdır.

Hem Doğu Hem Batı. Toplum olarak mefkûremizi ne sadece Kızıl Elma’ya, ne de “Garp Medeniyetine” kilitlemeye gerek yok. Günümüz bilimsel düşüncesinde “ya, ya da” anlayışı yerine “hem, hem de” yaklaşımı geçerlidir. Bu nedenle ‘hem Doğu hem Batı’ anlayışında buluşmamız gerekir. Güneşin doğduğu yerden geldik, coğrafyamız özellikle bu yüzyılda, Doğu’nun ışığını Batı’ya taşımayı kadim medeniyetimizin bize yüklediği bir görev olarak algılamamız gerekir.

Dünya: Küçülen dünyanın dikkatli izleyicisiyiz. Bugünkü dünya eskisi kadar çok coğrafi keşif sunmuyor; daha çok karmaşık işleyişi ve hızlı değişimi ile anlaşılmayı bekliyor. Dünyayı çok iyi izlemek, değişimlerin kaynağını, yönünü ve hızını isabetle belirlemek zorundayız. Yoksa üzerine “Discover the potential”, “Made in Turkey” etiklerini yapıştıracak çok şeyimiz olmayacaktır, olsa bile satacak ülke bulamayız. Eriyen buzulları, yükselen denizleri, yanan ormanları, depremleri, selleri, salgın hastalıkları, savaşı ve barışı ile bu kapitalist dünyayı çok iyi gözleyip çözmemiz gerek.

Buluşma, coğrafi zeminde bir karşılaşmadan daha öte, insani değerlerde, farklı kültürlerde, seste, sözde, barışta buluşmaktır. Böyle buluşmalar için coğrafyası, insanı, havası, suyu farklı dünyayı bütünde özellikle yakın çevremizi çok iyi tanımak ve anlamak gerekir. İnsanlar için maddi manevi iyiliklerde buluşmak, geleceğe bırakılacak parlak Türkiye’nin ve mutlu dünyanın garantisidir.

Uyum, gelişmişliğin bir göstergesidir. Yaşamımızda farklılıkları farketmek ve farklılıkların varlığına yer ayırmak, başkalarının farklılıklarını sürdürmelerine tahammül etmek içimizde kendimizle ve çevremizle uyumun ön koşuludur. Ayrıca kendi iç dünyamızda dingin bir ortam yaratmak, yaşamak için ulaşabildiklerimizle mutlu olmak, zamana, mekana, insanlara tahammül edebilmek uyumun kolaylıklarıdır.

İnovasyon: Bu kelimenin Türkçesini bulmak için gayret ettim, başaramadım. Şimdi bekliyorum; bu yazıyı okuyanlardan ne öneriler gelecek diye. İnovasyon, ‘daha parantezinde’, yeni, değişik, farklı ürünler, durumlar, kurumlar, yöntemlere ulaşabilmenin çabası ve başarısıdır. Varolan ile yetinmek, istikrar, durağanlık inovasyonun düşmanıdır. Yeni olmayanı, yeni bir anlayış veya yöntemle sunmadığınız sürece “eskiyi” satmanız kolay değildir. Yeni âdetlerin gelmediği “eski köyler” yok artık. İnovasyon günümüz dünyasını anlamanın, izlemenin ve duruma hakim olmanın anahtarıdır.

Sinerji, ayırabildiğimiz kadar zaman içinde elin, gözün, aklın, yüreğin “iş” üstündeki titreşimi, pırıltılı bileşkesidir. Sinerji, can-ı gönülden iş başında olmaktır. Sinerji, üretim için eylemde ahenk sağlayabilmektir. Sinerji bireysel boyuttan ulusal boyuta kadar genişliği olan bir ruhsal, biyolojik ve sosyal yönelim halidir. Bu anlamda 15 Temmuz günü insanımızın köprüde, havaalanlarında, meydanlardaki konumu, duruşu ve yönelimi tam bir sinerji örneğidir.

Büyüme ilkesi, Gücü keşfet, (Discover the potential) öz deyişinin yönünü tayin etmektedir. İlk yedi ilkenin bütünlüğünde başarılması beklenen sonuç büyümektir. Simgenin bu ilkesini sadece ihracat açısından, daha çok mal üretmek satmak olarak algılamak yeterli olmayabilir. Büyüme ilkesine çok yönlü bakmak gerekir: Mesela, insan kaynağının yaşlanmadan gençleşmesi, eksilmeden çoğalması, üniversitelerin bilimsel alanda, ürettiği bilgilerle büyümesi, şirketlerin, kurumların öz değerleri açısından büyükler sıralamasına girmesi, Türk Milletinin sanat, edebiyat, felsefe alanındaki eserleriyle ünü dünyaya yayılırken belki de en önemlisi, ulus ve devlet olarak dünyada Made in Turkey “gücü keşfet” etiketi altında kalitemiz, güvenirliğimiz, saygınlığımız ile tarihimizden de öteye büyümektir.

Vatan Toprağının Kanı

Yazının başlangıcında da vurguladığım gibi hedefim, kamuya malolmuş, herkes tarafından bilinmesi, beklenen ulusal bir simgenin içeriğinin paylaşılması ve insan kaynağımızı geliştirme girişimlerinde bir izlence olarak, değerlendirmesini müzakereye açmaktı.

Günümüzde kan dökülerek vatanlaşan coğrafyalarda yaşamak, dünyanın saygı duyduğu bir ulus olmak, kalkınmak, özgür olmak, için kan değil, daha çok alın teri dökecek bir nesle ihtiyacımız olduğu kanısındayım. “Asım’ın nesli” diyordu ya Akif, işte O’nun nitelikleriyle donanmış bir neslin alın teri, bu memleketi daha kutsal vatan, kudretli üstün devlet konumuna getirebilecektir. İnsan kaynağımızı, özellikle gençlerimizi “gücünü keşfet” mefkûresi ile yetiştirme sorumluluğunu üstlenen her düzeydeki birimlerden, yukarıda açımlamaya çalıştığım sekiz ilkenin öngördüğü zihin, beden ve ruhsal kazanımların sağlanmasını beklemek hakkımızdır.

 

Aytaç AÇIKALIN

Aytaç AÇIKALIN

Kendi deyişi ile: O, "güncel bir eğitim dinazorudur." Diyarbakır’ın Kabi (Bağıvar) köyünde İlkokul öğretmenliği ile başlayıp 12 yıl ilköğretmen okullarında "Essah öğretmen yetiştirmeye gönül ve emek verdi." Hatay ve Edirne Milli eğitim müdürlükleri sonrasında üniversitede, "bildiklerinin yeniden inşasına (yapılandırmasına) girişti." Eğitim Yönetiminde doktora unvanını, 1995 yılında, profesörlük kariyeri ile noktaladı. Üniversite çatısı altındaki akademik yaşamını 2002 yılında emekli olarak tamamladı. Kendi deyişi ile: "Çekildi izzet-i ikbal ile babı ulemadan". Bugün "Gerçek anlamda eylemli akademik yaşantısını" insan kaynağının geliştirilmesi çalışmaları ile sürdürmektedir. Birikimlerini İnsanların başarısı ve mutluluğu için herkes ile paylaşmaktan çok mutludur

BEĞENEBİLECEĞİNİZ DİĞER YAZILAR

1 Yanıt

  1. Duygu Şallı diyor ki:

    Merhaba hocam; severek takip ettiğim her yazınızdan yeni bir şeyler öğreniyorum, bunun için çok mutluyum. “Gücü keşfetmek ” başlıklı yazınızda açıkladığınız “inovasyon” kelimesinin karşılığı olarak biz okurlarınızın fikrini merak ettiğiniz için aklıma gelen “yenilikçi tasarım” ya da “sürdürülebilir gelişme” ifadelerini paylaşmak istedim.
    Saygılarımla.

Bir Cevap Yazın