Friedman

GEÇ PAYLAŞTIĞIM İÇİN ÖZÜR DİLERİM

Bir kitap kapağında yazar olarak Friedman adını gördüğüm zaman kitaba olan ilgim yoğunlaşır. 2010 ve 2011 yıllarında iki Friedman kitabı ile baş başa kalmıştım bir süre: “Gelecek 100 Yıl” ve “Gelecek 10 Yıl”. Bu iki kitap dünyanın değişim süreci içinde geleceğe ilişkin kestirimleri ile yoğun ilgimi çekmişti. Özellikle Pegasus Yayınlarından çıkan “Gelecek 100 Yıl” kitabının 184-185. sayfalarında, Yazarın ileri sürdüğü Türkiye’ye ilişkin şu kestirimlerini değişik ortamlarda müzakereye açma fırsatı bulmuştum:

Avrasya, bu geniş bölge kaynak, işgücü ve uzmanlık konusunda zengindir. Merkezi otoritenin çökmesi bu durumun avantajını kullanmak isteyen ülkeler için bir fırsata dönüşecektir. Korku, gereksinim ve açgözlülük bölgeye ilgi duyan çok fazla ülkenin olmasına neden olacaktır. Üç ulus bu durumun avantajını kullanmak için özellikle şanslı konumda bulunmaktadır. İlk olarak Japonya Rusya’nın deniz kıyısı bölgesi ve doğu Çin bölgesinde oluşan fırsatları değerlendirecektir. İkinci olarak Türkiye Kafkaslardan kuzeye doğru ve potansiyel olarak daha ötesine bir baskı konumunda olacaktır. Son olarak içlerinde Macaristan ve Romanya olmak üzere Doğu Avrupa ülkelerinin müttefikliği, yönlendiricisi Polonya olarak bu durumu fırsat olarak kullanacaklar. … 2020’li yıllardaki bu etkinliğin Amerikan bakış açısı destekleyici olacaktır. Doğu Avrupa, Türkiye ve Japonya, Amerika Birleşik devletlerinin müttefikleri olacaktır. Türkiye ve Japonya bu noktada 75 yıl, Doğu Avrupa 30 yıl boyunca müttefik olmuşlardır.

Yazar, kitapta Türkiye’ye özel bir başlık altında, yaklaşık altı (6) sayfa, yer ayırmış ve siyasal, ekonomik, politik boyutta dünyadaki Türkiye’nin çözümlemelerini yaptıktan sonra, bölümü, “Sonuç olarak, Amerikan Birleşik Devletleri potansiyel bir İslam devleti olarak gördükleri Türkiye’ye karşı tavır içinde olacaklardır. Bu dönemden sonra ABD Türkiye’nin gücüne karşı önlem politikaları yürütülecektir.” yargısı ile bitirmektedir.

George Friedman’in kestirimlerinin sonuçlarını görmek için daha bir çok seneler beklemek durumunda mıyız? Bilemiyorum. Ancak beni yeniden yazarın isim benzerliği ile çağrıştıran Thomas L. Freidman’ın “Geciktiğin İçin Teşekkür Ederim, Çılgıncasına Hızlı Bir Çağda Ayakta Kalma Rehberi” kitabındaki görüşlerinin gerçekleşmesi için beklemeye gerek yok çünkü O, var olan, içinde olduğumuz, yaşadığımız dünyayı ve bu dünya içinde bizim durumumuzu gösteriyor bize.

Sözünü ettiğim, elimin altında, başucumda, masamın üstünde, çantamda zaman zaman bakmaya, incelemeye, kendimi iyi hissettiğim zamanlar okumaya çalıştığım Thomas L. Friedman’in kitabının çeviri ve baskısı yeni, yaklaşık bir yıllık: Şubat 2018. Yayın kaynağı da çok farklı, By (Boyner Yayınları). Evet şaşırmanıza gerek yok, yayının sahibi, giyimden ayakkabıya, kozmetikten ev tekstiline ve aradığınız tüm ürünleri üreten, sağlayan kuruluş: Boyner Grubu.

Yaklaşık 1990’lı yıllardan başlayarak, önce yurt dışındaki kitapları, makaleleri üst düzey işletme yöneticileri (CEO) için kişisel gelişim ve iş hayatı çevirileriyle başladı Boyner Yayınları. İlk zamanlarda “butik bir yayınevi” niteliğindeydi. Büyük Boyner mağazalarının bir köşesinde, Beymen, Vakko gibi seçkin mağazalarda satışa sunulan kitaplar, ilgi gördü, bu ilgiyi izleyen yayınevleri de kitapların satışına ilgi duydular ve sonunda Boyner ve diğer mağazalar da kitap satmaktan vazgeçti. Şimdi Boyner Yayınları kitap pazarlama kuruluşlarının dijital sayfalarından pazarlanmakta. Ben de bu yolla ulaştım kitaba.

Farklı üretim alanlarında ki bir kısım kuruluşlar (Banka, Gazete, Üretim şirketleri) bir tür sosyal hizmet düşüncesini ima ederek kitaplar yayınlamaktadırlar. Bu kuruluşların yayınlarının bir anlamda kazandıklarından sosyal gelişim payı ayırmak; toplumun düşünsel gelişimine katkıda bulunmak hedeflerinin yanında kendi tanıtımlarının da esas olduğu söylenebilir. Ancak bu kuruluşların hemen tümünün, öncelikle kendi alanlarında, kitle olarak yöneldikleri toplumsal yapı ve düşünce modellerine uygun yayınlar tercih ettikleri gözlenmektedir. Bu kapsamda Boyner de yayınları ile daha çok iş, üretim, yönetim, değişim konularında Batı, özellikle ABD İş dünyasının düşünce ve uygulamalarını ulaştırmaya, yaygınlaştırmaya çalışmaktadır.

Geciktiğin İçin Teşekkür Ederim, kitabın büyük kapak başlığı böyle. Genelde beklenti, kitabın veya makalenin adının belli ölçüde içeriğini yansıtmasıdır. Yazar giriş yazısında kitabın bu özgün adına yeterince açıklama getiriyor.

“Bir makinede ‘durdur’ tuşuna bastığınızda makine durur. Ancak insanlarda durdur tuşuna bastığınızda, insanlar işe koyulur ve daha detaylı düşünmeye başlarlar. İşte bunu yaşamak istedim. Çok yoğun ve mutlaka zamana bağlı işime gitmeden her sabah iş yerime yakın bir mekanda düzenli kahvaltı buluşmaları yapmaya başlamıştım. Kahvaltıya gelecek arkadaşlarım arada sırada on, on beş hatta yirmi dakika geç kalıyordu. Her defasında alarmı duymamışım, trafik…, hat arızalıydı, yolda tamir vardı, arabam çalışmadı özürlerini yağdırarak gelip masaya otururlardı. Bu durumların birinde aslında misafirlerimin bu gecikmelerini hiç önemsemediğimi farkettim ve onlara şöyle dedim: ‘Hayır hayır, lütfen özür dilemenize gerek yok. Biliyor musunuz aslında geciktiğiniz için ben size teşekkür ediyorum.’ Çünkü onlar geciktikleri için ben de kendime biraz vakit ayırabiliyordum. Boş oturup düşünecek bir dakika bulmuştum. Yandaki çiftin konuşmalarına kulak misafiri oluyorum, girişteki insanları seyrediyordum; muhteşemdi her şey.

Sabbath adlı aydınlatıcı kitabında Wayn Müller insanların ‘çok yorgunum’ dediklerine dikkat çekiyor ve şöyle diyor: ‘Bunu birbirimize gururla söyler gibiyiz, tükenmişliğimiz sanki bir ödül, strese karşı durma kabiliyetimiz de sanki gerçek karakterimizi yansıtan bir işaretmiş gibi’. Sabır, düşünmek ve kafa yormak için bir aradır. Bugün çok bilgi veya düşünce üretiyoruz, ancak bunlar üzerinde düşünüldüğünde faydalı olabilir.”

Yazar ilk on yedi sayfayı bitirirken, kitabın dört bölümünün ilişkilerini özetleyip, “Kısacası bu kitap bugünkü dünya ile ilgili dev bir köşe yazısı. Kitap, dünyadaki değişimi sürükleyen ana unsurları tarif etmeyi ve bunların farklı insan ve kültürleri nasıl etkilediğini açıklamayı hedefliyor. Bunun yanında, birçok yerde ve birçok insan için bu güçlerden olabildiğince faydalanmayı sağlayarak ve bu güçlerin en şiddetli etkilerini hafifleterek, bu güçlerle başa çıkmaya yarayacağına inandığım en uygun cevap ve değerleri tarif etmeye çalışıyor.” diyor.

Thomas Friedman, kitabı yazış hedefi belli. Tüm insanlığı derinden etkileyen “hızlı değişim” sürecinin şiddetli etkilerinden bizi haberdar ederek ilk dalgayı en az zayiatla savuşturmamızı sağlamak ve süren değişim dalgaları ile başa çıkma yolları için öneriler getirmek. Kitabın tümünü sizlerle dilim dilim paylaşacağım. Hatta biraz acele ederek. Çünkü bu kadar hızlı değişim ortamında değişimin hikayesini bir kahvehane okuması hızında uzun aralıklarla tefrika etmek hem benim hem de kitabın amacına aykırı. Ben öncelikle bu paylaşımı eğitimci meslektaşlarım için tasarlamaktayım. Toplumda değişim fırtınasının en önünde savrulan, eğitim kurumları ile bu kurumların öğretmen ve yöneticilerinin çılgın değişim ritmini öncelikle yakalamaları gerekiyor. Eğitimciler olarak değişimin hızını göğüsleyip ayak uyduramaz isek, bu evrensel olgu bizi sürükleyip götürecek.

“Medeniyet öyle bir ışıktır ki ona bigane kalanları yakar mahveder. Medeni olmayan milletler, medeni olanların ayakları altında kalmaya mahkumdurlar.” deyişi ile gene Önder Mustafa Kemal Atatürk öne çıkıyor ve yıllar öncesinden uyum ve değişim arasındaki ilişkiyi, “medeni olmak” kavramı içinde açıklayarak ayaklar altında kalmamak için yol gösteriyor. Muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkmak için ayağa kalkmak, yola çıkmak, yol almak zamanıdır. Yolumuz açık olsun 2019’da.

Aytaç AÇIKALIN

Aytaç AÇIKALIN

Kendi deyişi ile: O, "güncel bir eğitim dinazorudur." Diyarbakır’ın Kabi (Bağıvar) köyünde İlkokul öğretmenliği ile başlayıp 12 yıl ilköğretmen okullarında "Essah öğretmen yetiştirmeye gönül ve emek verdi." Hatay ve Edirne Milli eğitim müdürlükleri sonrasında üniversitede, "bildiklerinin yeniden inşasına (yapılandırmasına) girişti." Eğitim Yönetiminde doktora unvanını, 1995 yılında, profesörlük kariyeri ile noktaladı. Üniversite çatısı altındaki akademik yaşamını 2002 yılında emekli olarak tamamladı. Kendi deyişi ile: "Çekildi izzet-i ikbal ile babı ulemadan". Bugün "Gerçek anlamda eylemli akademik yaşantısını" insan kaynağının geliştirilmesi çalışmaları ile sürdürmektedir. Birikimlerini İnsanların başarısı ve mutluluğu için herkes ile paylaşmaktan çok mutludur

BEĞENEBİLECEĞİNİZ DİĞER YAZILAR

1 Yanıt

  1. Duygu Şallı diyor ki:

    Doktora ders sürecinde, farklı bakış açılarıyla ufkumuzu açmamıza yardımcı olan değerli hocam;sizin sentezinizden geçmiş yeni eserlere dokunmayı özlemişiz.
    Saygılarımla.
    Duygu Şallı

Bir Cevap Yazın