Eğitimde Yönetimi Anlamak Sistemi Çözümlemek

Bu kez elime gelen kitabı ”okuduklarım” veya “yazdıklarım” başlıklarından hangisine yerleştireceğime karar verirken bir an duraksadım.  Yayına hazırlama aşamasında yoğun emek verdiğim HOCAM, Prof. Dr. Ziya Bursalıoğlu’nun,  Eğitimde Yönetimi Anlamak ve Sistemi Çözümlemek kitabının girişindeki  “sunum’u” yazmak, o zaman benim için büyük bir onur olmuştu.  Tam on yıl sonra (2010)makalelerin geçerliği yanında, sunum yazısındaki gerçekliğinde yaşanmakta olduğunu görmek beni hem heyecanlandırdı, hem umutlandırdı, hem de kaygılandırdı. Sunum yazısından heyecanlandım, çünkü kabineye yeni giren Milli Eğitim Bakanı, bu kitabı okuduğu gecenin sabahında beni aratmış ve görüşmek istemişti. Umutlandırmıştı o zaman, bakanlar da okuyor diye. Şimdi de umutlandırdı eğitim sistemine ilişkin vurgularımın geçerli olmasını görmekten. Kaygılandım, bir bakıma eğitim bilimcileri “Bina okuyor muyuz?” diye. Hocamın makalelerini birlikte okumaya geçmeden önce, “Bugünü Algılamak İçin Yakın Dününü Anlamak” başlıklı yazımı paylaşmak istiyorum.

 

“Eğitim sistemleri, değişim dalgalarının aşındırdığı kıyılarında denge durumlarının arayışı içindedir. İkibin yılının başında iki evrensel değişme, 1) İletişim araçlarındaki patlama, 2) Çözümleyicilikten sistemciliğe yönelen paradigma değişmeleridir. Bu iki olgudan en büyük darbeyi yiyen eğitim örgütleri olmuştur. Evrensel değişmelerin farkına varan uluslar, tüm eğitim kaynaklarını işe koşarak, “yen denge arayışları” içine girerken, geleneksel toplumlarda kendi varlıklarını korumak için yetersizliklerini saklamayı ön plana alan eğitim yöneticileri “muhafazakarlık” adı altında eski dengeleri yeniden kurmaya, var olanı korumaya çalışmaktadırlar.

Eğitim sistemlerinde “kesit görünüm”, anı yansıtmaktan çok dünün bir sonucu olarak yorumlanmalıdır. Bu gün yaşanan eğitim sorunları, dünkü kararların sonucudur. Bu anlamda eğitim sistemlerini çözümleyip anlayabilmek için evvelki ya da daha evvelki günlere gitmeden önce “yakın düne” yönelmek, bugünü açıklamak için daha ussal bir yöntem olabilir.

Türkiye’de eğitim sistemlerini yapı ve işleyişine ilişkin sistemlerin  ve eylemlerin en çok yoğunlaştığı bir dönemde, üniversite düzeyinde  eğitim yönetimi disiplinin kurucusu, yetkin akademisyen, “hocaların hocası” Ziya Bursalıoğlu’nun son otuz yılı irdeleyen 35 makalesini toplu olarak sunmanın tam zamanı olduğunu düşünüyorum. Çünkü Türkiye eğitim sistemi tam anlamı ile “tıkanmış” konumdadır. Kuramsal bilgi yetersizliğinin karanlığında yol almaya çalışan, sözde kaptanlar için bu kitap bir deniz feneri gibi kayalara çarpıp parçalanmaktan koruyucu rol oynayacaktır.

Kitapta yer alan makaleler, eğitim alanında baskın düşüncelerini (paradigmalarını)işe koşarak el yordamı ile araştırmalar yapmaya çalışan uzmanlar, ulaştıkları bulguları yorumlamak, yargılarını sınamak için bir tür ölçüt olarak kullanabilirler. Okul yöneticileri, “sistemi bütünde algılamak” yeterliklerini bu makaleler yoluyla geliştirebilirler. Eğitim için konuşmak ya da yazmak konumunda olanlar,makaleleri özümseyerek güvenilir bir “söylem izlencesi” oluşturabilirler.

Yaşamının üçüncü çeyreğinde eğitimcileri yeniden Bursalıoğlu’nun “rahle-i tedrisinde” toplayan bu yayın alana kazandırdığı eğitim yönetici, denetici ve uzmanlarının yüreklerinden kopan toplu bir minnet duygusunun ve uzun ömür dileğinin ifadesidir. O’nun öğrencileri olarak hepimiz bu yayını “tıkanmış eğitim sistemine” ilişkin düşüneceğimiz, konuşacağımız, öğreneceğimiz ve yapacağımız çok şey olduğunun bilinci ile okuyacağımıza inanıyorum.                                                             Ankara Mayıs 2000

Aytaç Açıkalın Prof. Dr.

Kitapta yer alan makalelerin tümünü özetlemek bu çalışmanın daha doğrusu “birlikte okumanın” sınırlarını zorlayacaktır. Bu nedenle grup okuyucusu olarak ben makalelerden en çok vurgulama yapılan düşünceleri içeren dilimleri alıp sizlere sunmak istiyorum. Kuşkusuz bu seçim, oldukça subjektif özellikler içerir. Ayrıca benim çekip, süzüp size ilettiğim görüşlerin, üst ve altındaki satırlarla ilişkisini de gözden uzak tutmamamız gerekir. Burada okuduğum satırlara ilgi duyanların kitabın tümüne başvurarak daha ayrıntıda yararlanması söz konusudur. Aşağıdaki satırları bu doğrultuda okumanız dileğimdir.

Büyük kavramları tek tanıma bağlamak hem zor hem de sakıncalıdır. Çünkü hiçbir tanım, büyük bir kavrama ilişkin  bütün gerçekleri kapsayacak ve ilişkin olmayanları dışlayacak kapsamda değildir.  Sistem, belirli kanunlara göre ve bir amaca dönük olarak çalışır. Bu nedenle birlik beraberlik özelliği gösterir. Birbirini etkileyen ögeler topluluğu olan sistemin değişkenlerinden birindeki değişme diğerlerini etkilediğinden sistem karmaşıktır. Birçok sistemler açık çalışır. Alt sistemleri arasındaki sürtüşmelerden dolayı enerji kaybeden sistemler kullanabileceklerinden fazla enerji sağlamak ve depolamak zorundadır.

Sistemin gerilmesi, sistemden beklenen ve istenilenlerin sistemin gücünü aşması sonucudur. Bu durumlarda ya uzlaştırma yoluna giderler yahut da sistem içinde gerilmeye yol açan çatışmalı parçalar daha büyük bir yapıya sokulup eritilir. Sistem değişmesi, sistem ile çevresi arasında yeni bir ilişki kurulmasıdır.

Her örgüt gibi, eğitim örgütü de bir roller sistemidir. Eğitim örgütlerinin yenilenmesinde genellikle daha kolay olan yapısal değişmelere gidilir ve roller sistemi ihmal edilir.

Okulun çevresi ve bu çevrede yaşayan halk ile olan ilişkilerinde değişiklik yapan çeşitli etkenler olabilir. Burada önemli olan toplum ve aile düzeyinde demokratleşme, üretim ve tüketim görevlerindeki görev ve alan değişmeleri ve kültüre yabancı öğelerin sızmasıdır. Okulun çevreden ve çevrenin okuldan beklentileri birbirinin gücünü aştığı zaman, aralarındaki ilişki gerilecektir. Okul çevre ilişkilerine sistem yaklaşımı, okul sorunlarını çevreden ayrı ele alma ve çözme çabalarının yönünü değiştirecektir. Bu sorunların kaynakları sadece okul içinde aranmayacaktır. Okul çevre ilişkilerine sistem yaklaşımını uygulamak isteyen yöneticinin, örgüt liderliği üstünde çevre liderliği statüsünü de kazanmış olması gerekir. Çevre kuvvet yapısını tanıyan okul yönetim yapısı, bu informasyonun okulu ilgilendiren yanlarını çevre halkına iletmekle yükümlüdür. Okulu hakkında bilgi edinen çevre halkı, okulun bunalımlarını önceden karşılayabilir.

Eğitim yönetiminde değerlendirmenin amacı, kanıtlamak değil geliştirmektir.  Bunun gerçekleşmesi ise ilk aşamada karar çözümlerinin karşılaştırılmasına yarayan informasyon belirlenmesi, sağlanması ve sunulması ile olanaklıdır.

Son yıllarda (1975), değişme terimi yerine daha çok dikkat çekici olan “yenilik” terimi kullanılmaya başlamıştır. Bu anlamda yenilik, önceden tasarlanmış belirli bir değişmedir. Okulları yenilemek için yapıla ve uygulanan bazı projelerde, emekler ve ödenekler israf edilmiştir. Bazı yenilikler sistem veya okul tarafından kabul ya da red edileceği incelenmeden uygulamaya konulmuştur.  Son üç yaklaşım değişmeyi yenilik eksenli, sistem eksenli ve süreç eksenli olarak tanımlamaktadır. Eğitim sisteminde yenilik, sistemin en stratejik parçası olan okulda başlamalıdır. Diğer bir deyişle sistem merkezinden okula, okuldan çevresine yeni giriş olmadıkça, eğitim sisteminde yenilik- bugünkü terimi ile reform- yapıldığını savunmak güçtür. Eğitimde yenilik girişimine ilişkin sorunlardan biri de yeniliklerin benimsenme ve uygulanma dereceleridir. Okulda yeniliğin uygulamasını engelleyen etmenlerin başında, üyelerin uygulanacak yenilik konusunda yeter derecede aydınlanmamış olması gelmektedir.  İkinci engel, üyelerin planlanan yeniliği uygulayacak güçte olmayışıdır.  Yeniliğin uygulanmasını sağlayacak araç gerecin yokluğu üçüncü engeli yaratmaktadır.  Dördüncü engel, sistemdeki koşulların uygulanması düşünülen yeniliğe ters düşmesidir. Sonuncu ve en önemli engel ise yönetici kadronun etkisidir. Yenileşmenin kabulü onun kaynağına olan güvene ve getirdiği düzenin görüşüne bağlıdır. Yeni bir düzen kurma girişimi zor, tehlikeli ve başarısı kuşkulu bir eylemdir. Çünkü eski düzenden yararlananlar, yenilikçinin düşmanı olurlar. Yeni düzenden yararlanacak olanlar da  bu yararlanma henüz kesinleşmediğinden yeniliği içtenlikle savunmazlar.

Atatürk eğitimde yenileşmeyi, ulusal birliğin ve laik toplumun temeli olarak görmüştür. Sadece politik bağımsızlığı değil, ekonomik gelişmeyi de bu yenileşmeye dayalı düşünmüştür. O’na göre modernleşmenin en etkili aracı eğitimdi.

Liderler, büyük planların yaratıcısı ve başlatıcısıdır. Bu planları yöneticiler gerçekleştirir ve sonuçlandırır.  Bu iki değişik rolü yani liderlik ve yöneticiliği birleştirebilen devlet başkanlarının sayısı çok azdır. Bunlardan ikisine birden heveslenenler genellikle başarısız kalmıştır. İşte Atatürk her iki rolü de başaran az sayıda devlet başkanlarından biri olmuştur. Yeniliklerin gerçekleştirilmesinde bürokrasiye güvenen Atatürk, bürokratların eğitimine büyük önem verdi. Yenileşmenin bir amacı olarak öngörülen eğitimci, önce kendisi mesleki bir değişime uğradı. En büyük batılaştırıcı olmasına ve ülkesini boydan boya süratle batılaştırmasına rağmen, bazı batılıların Atatürk’ü dışlaması mantığa aykırıdır.  Ülkesini batılaştırmak için batı ile savaşmak zorunda kalması da diğer bir çelişki sayılabilir.  Küçük Asya’yı fetheden yenilmez batıyı durdurması ve emperyalist çıkarlara engel olması az da olsa böyle değerlendirmelerin altında yatan nedendir. Dünyaca kabul edilmiş büyük bir liderin, kendi ülkesinde çeşitli eleştirilere ve saldırılara uğraması kuşkusuz ibret vericidir.  Bu tür eylemlerin komşu ülkelerin liderlerini gözümüzde büyütmemize  ve onlardan gereksiz derecede etkilenmemize  yol açtığı da bir gerçektir.

Liderlik imajını toplum ve kültür yaratır. Bu imajın biyolojik boyutunda liderin enerji ve direnç özellikler, psikolojik boyutunda kişilik öğeleri, felsefe boyutunda felsefe sistemleri, teknik boyutunda ise bilgi ve becerileri bulunur. Asıl liderlik örgütsel olmaktan çok kurumsal liderliktir. Atatürk, iç ve dış politika tercihlerinde gerçekçi davranmış; başarılı bir savaş sonunda atalarının ve kendisinin doğup büyüdüğü yerleri almaya kalkışmamıştır.  Genellikle liderliğe sorun çözmek için gelinir. Süregelen sorunlar çözülmeyince gidilir. Liderliğe gelmek ile liderlikte kalmak farklı iki aşamadır. Liderler zamanlarından yüz yıl önce doğsalar, belki de bilinmeyen kişiler olarak ölmüş olacaklardı. Başlangıçta liderler aniden ortaya çıkarlar. Görevleri tamamlayıcı ve ücretsizdir. Bir süre sonra profesyonel lider olurlar. Bu aşamada sürekli ve değişmezdirler. Sistemlerin tutucu kalması nedenlerinden biri de budur. Demokratik liderler, kurumların yapısından çok, grupların ilişkileri üzerine çalışırlar. Zaten sistem kuramı da yapıdan çok ilişkiyi önemser. Liderler ahlaklı olmalıdırlar. Sadece çevrelerine iyi görünebilmek için değil, doğru ile yanlışı seçebilecek ve bu seçimlerini savunabilecek dürüstlüğü gösterebilmek için. Lider davranışları anında değerlendirilir, ödülleri ve cezaları da öyle verilir. Demokrasi kendi kendine gerçekleşmez. Onu gerçekleştiren araç liderliktir. Bir ideolojiden çok gelişim olan demokrasinin iki ideali özgürlük ve eşitlik bir tür çatışma durumundadır. Demokratik yönetimin görevi de vatandaşlarına bu ikisini de dengeli olarak sağlamaktır. Demokratik liderlik özgür bir toplumu yenilikler ile beslemektir. Yeni önlemler alamayan liderler ise yeni bunalımlar ile karşılaşırlar. Şurası muhakkak ki ihtilallar kibirli, reformlar mütevazı olmaktadır. Özgür bir toplumu yenilikler ile beslemesi gereken demokratik liderlikten beklenen bu yeniliklerin sistemler çapında gerçekleştirilmesidir.

İnformasyon ulaşılır veya ulaşılmaz olsun, belli bir andaki gerçekler ve fikirler toplamıdır. Bilgi bu toplamdan bir amaca veya kişiye dönük olarak süzülen gerçekler ve fikirler sonucudur. Akıl ise bütünleştirilmiş bilgidir, yani informasyonun yararlı duruma getirilmişi halidir.Üçü arasındaki fark düzey ve karmaşıklık farkıdır. İnformasyon yataydır, bilgi hiyerarşiktir, akıl ise organizmiktir.

Eğitim yönetimi alanında ilk doktora derecesi 1905 yılında ABD verilmiştir. Ülkemizde bu dalda ilk doktora derecesi ise 1970 yılında verilmiştir. Yönetici, öğretmen ve uzmandan oluşan üç boyutlu eğitim hizmetleri, bir çok ülkede olduğu gibi, Ülkemizde de genellikle öğretmen üzerinde kalmıştır.  Bu konuda vurgulanması gereken önemli bir gerçek de ileri ülkelerde üniversitenin sadece işe adam yetiştiren bir meslek okulu gibi değil, öncelikle bilim ve araştırma üretilen bir kurum olarak görülmesi ve işlemesidir. Bizim üniversitelerimizde istihdam alanı dolmuş bazı bölümlere hala öğrenci alınmasının önemli bir nedeni de budur.

Onuncu Milli Eğitim Şurası’nda öngörülen sekiz yıllık temel eğitim ve çok amaçlı, değişik programlı ortaöğretim sistemi üst düzeydeki yetkililere anlatılamamıştır. Anlatıldıysa bile temel eğitimi ve ortaöğretimi yenileştirmek yüksek öğretimi yenileştirmekten daha zor görülmüştür.

Öğretmen yetiştirmede deneyimi olmayan üniversitelerden yetişen öğretmenlerin, eğitim enstitülerinden yetişenler kadar yeterli olup olamayacağı tartışması günümüze (1990) kadar geldi.

Yetkini kaynağı, amaca dönük eylem olarak kabul edilen görevlerdir. Genellikle yönetim metinlerinde organların görevleri belirlenir ve belli görevlilerin bu organların yetkileri ile donatıldığı varsayılır.  Temelde yetki başkalarının davranışlarını yönlendiren kararları verebilme gücüdür. Yöneticiler, yetkinin kendisinin değil, kurumun malı olduğunu bilmelidirler. Geleneksel yetki mutlak itaati öngörür; rasyonel yetki mantığa ve demokrasiye dönük işler; karizmatik yetki isekişisel ve manyetik özelliklerden oluştuğu ve büyük liderlere özgü olduğu varsayılan bir yetkidir. Hiç kullanılmamış yetkinin doğru mu yanlış mı kullanıldığı tartışılamaz. Yetkiliye, yetkinin hiçbir zaman sahipsiz kalmayacağı uyarısını yapmak gerekir.

Devlet memurunun ilk sadakatinin amirlerine değil, devlete olduğu bilinmelidir.

Aytaç AÇIKALIN

Kendi deyişi ile: O, "güncel bir eğitim dinazorudur." Diyarbakır’ın Kabi (Bağıvar) köyünde İlkokul öğretmenliği ile başlayıp 12 yıl ilköğretmen okullarında "Essah öğretmen yetiştirmeye gönül ve emek verdi." Hatay ve Edirne Milli eğitim müdürlükleri sonrasında üniversitede, "bildiklerinin yeniden inşasına (yapılandırmasına) girişti." Eğitim Yönetiminde doktora unvanını, 1995 yılında, profesörlük kariyeri ile noktaladı. Üniversite çatısı altındaki akademik yaşamını 2002 yılında emekli olarak tamamladı. Kendi deyişi ile: "Çekildi izzet-i ikbal ile babı ulemadan". Bugün "Gerçek anlamda eylemli akademik yaşantısını" insan kaynağının geliştirilmesi çalışmaları ile sürdürmektedir. Birikimlerini İnsanların başarısı ve mutluluğu için herkes ile paylaşmaktan çok mutludur

BEĞENEBİLECEĞİNİZ DİĞER YAZILAR

Bir Cevap Yazın