BİLİM, AHLAKİ PUSULANIN YÖNÜNÜ DEĞİŞTİREBİLİR Mİ?

Reyhan Oksay, 26 Eylül 205 tarihli New Scientist Dergisindeki Bilim, ahlaki pusulanın yönünü değiştirebilir mi?
başlıklı makaleyi 23.10.2015 günlü Cumhuriyet Gazetesi’nin CBT 1492 sayılı ekinde yayınladı.
Okullarımızda “Değerler Eğitimi” kapsamında etkinlikler yoğun biçimde sürdürülürken, öğretmen ve yönetici meslektaşlara farklı bir pencere açmak amacı ile özetlenip düzenlenerek aşağıda verilmiştir.

Bilim, ahlaki pusulanın yönünü değiştirebilir mi?

Ahlaki hükümler genel olarak bilimsel açıklaması olmayan zihinsel faaliyetlerdir. Bilim insanları ahlaki düşüncelerimizin çoğunlukla sezgilerimizin ve iç sesimizin boyunduruğu altında olduğunu gördüler. Şimdi dünyanın daha iyi bir yer olması için ahlaki pusulanın yönünü nasıl değiştirebileceklerini araştırıyorlar.

Ahlak günlük yaşantımızda, sorun yaratan sosyal çatışmaları yatıştıran bir araçtır. Ahlak, bencil bireyleri işbirliği yapmaya zorlar. (Joshua Greene)

Gün içinde aldığımız kararları nasıl veririz? Sorusuna karşılık, Jonathan Haidt “Ahlaki yargılarımız akılcı düşüncelerimizin değil, iç sesimizin ve sezgilerimizin bir yansımasıdır”; cevabını vermektedir.

Bir deney kapsamında, katılanlara, Amerikan bayrağı ile tuvalet temizlemek ve çiğ tavuk ile cinsel ilişkiye girmek eylemleri teklif edilmiştir. Tüm denekler bunu hemen ve şiddetle reddediyor ve ahlaki değerlerine hakaret addediyorlar. Bir gerekçe göstermeleri istendiğinde yanlış işte! gibi bir ahlaki şaşkınlık içinde görünüyorlar. Buradan çıkarılan sonuç, “sonradan devreye giren akıl, yalnızca sezgisel kararları haklı çıkarmaya yarar” biçiminde özetlenebilir.

Araştırmacı Greene, ahlaki psikolojimizi dijital fotoğraf makinesine benzetiyor. Greene‘e göre Sezgisel ahlak duyarlığımız makinenin otomatik ayarları gibidir; akılcı ve bilinçli kararlar ise elle (manuel) ayarlamaya benzetilebilir. Elle ayarlarken tüm ayarları kendimiz seçeriz. Otomatik ayarlar, programlandığı koşullarda iyi sonuç verir. Bu ayarda olumlu sonuçlar alabiliriz, ancak esnekliği olmadığı için her koşula uyum sağlamaz. Elle yapılan ayarlar esnek olmakla birlikte o kadar verimli değildir. Çünkü ayarları koşullara göre oluşturmak zaman ister.

Çoğumuz otomatik ayarlara güveniriz, çünkü kolaydır ve çoğu kez yoğun bir zihinsel bir çaba gerektirmez. Ahlaki hükümlerde sezgilere güvenmek kestirme yoldur; çok fazla mantık yürütmeye gerek kalmaz.

Ancak şu soru ortaya konulmaktadır: “Küçük ölçekli sosyal dünyamızda başımızı belaya sokmadan yol almamıza yardımcı olan bu tür otomatik ayarlardaki ahlaki yargılar, gelecek nesiller ve uzaktaki yabancılardan oluşan milyonları etkileyecek konulara ne kadar uygundur?

Araştırmacı Greene, otomatik ayarların geniş kapsamlı ahlaki kararlara uygun olmadığını düşünüyor: Otomatik kararlar günlük sorunlarımızın çözümünde yararlıdır, ancak dünyanın bir ucundaki yoksulluk veya çevresel yok oluşlar gibi küresel sorunlarda işe yaramaz.

Otomatik ayarın temel özelliği empatidir. Bu kavram başkalarının acısını hissedebilme becerisi olarak tanımlanır. Bu duygu spot lamba gibi dar bölgeyi etkiler. Tek tek bireylerin duygularını hissetmeyi, acısını görmemizi sağlar ve böylece milyonların kaderini göz ardı etmemize yol açar. Sezgisel ahlaki kararlarımız kısaca şimdi ve burada ile ilgilidir; gelecekteki ve oradaki ile ilgilenmez.

Bodrum sahillerine cesedi vuran Galip’in fotoğrafının yarattığı duygusal tepki gibi. Oysa her gün onlarca sığınmacı derme çatma botlarda hayatını yitirmektedir. Empati yalnız nedenler üzerinde odaklanmamıza yol açar; geniş kapsamlı bir çözümü gözetmez.

Ahlaki sezgileri geliştirecek yeni yöntem araştırmaları da sürdürülmektedir. Bu yollardan birisi özel deneyimi vurgulamaktır. Bu yöntem, otomatik davranışların değiştirebilir oldukları esasından hareket etmektedir. Aynı şekilde küresel ısınma konusunda suyun veya karbon ayak izleri önlemleri gösterilirse katılımcıların çoğu önlem almaya ikna edilebilir.

Gezegenimizin karşı karşıya kaldığı sorunları çözmek, geniş ölçüde ahlaki değişiklikler gerektirir. Burada çalışmalarda ne yapmayalım değil, ne yapmalıyız biçiminde düşünmeye yöneltmek gerekir. Burada akılcılığı devreye sokmalıyız. Esas olan bir düşüncenin eylem haline getirilmesidir.

Son birkaç yıldır bilim insanları, ilaçlarla ve beyni uyaran tekniklerle ahlaki düşüncelerde köklü değişiklikler yaratmaya çalışıyorlar. Mally Crokett, Citalopram adı verilen bir rahatlatıcının (antidepresan) insanın başkalarına zarar verme konusunda daha duyarlı hale getirdiğini söylüyor.

Biyomedikal müdahalelerin de sosyal davranışlarda değişiklik yaptığı görülüyor. Kafa derisi üzerinde düşük şiddette elektrik akımı verilen deneklerin ırk ayrımcılığı konusunda daha hoşgörülü tavırlar sergiledikleri görülüyor. Bütün bu yeni yöntemlerin nasıl, kime, kimin kararı ile uygulanacağı, onayın kimden alınacağı boyutlarında tartışılmaktadır.

Persson ve Savulesco, Biyomedikal müdahalelerin insanları birer ahlak robotu haline getirmeleri tartışılabilir. Bu girişimlerim okullarda maruz kaldığımız eğitimden bir farkı olmadığını ve özgür iradeye bir tehdit oluşturmadığını söylüyorlar. Okullarda bize öğretilenler de insanları benzer davranışlarda bulunmaya teşvik etmiyor mu?

Biyomedikal uygulamaların etik açıdan uygun olduğunu varsayalım, bunu milyarlarca insan nasıl uygulayacağız? İçme suyuna ilaç mı katacağız, yoksa öğrencilerin beslenmesinde içine ilaç katılmış yiyecekler mi vereceğiz?

Bloom’a göre ahlaki müdahaleler, insanların daha iyi insan olması için yeterli değil; duygulara müdahale edilerek iyi bir dünya vatandaşı olunmuyor. İklim değişikliği, nükleer enerji veya silahlar gibi ahlaki yükümlülükler söz konusu olduğunda sezgilere güvenilmemesini, elle ayarlara yani düşünce, mantık yoluna başvurulması önerilir. “Ahlaki konular çok karmaşık ve değiştirilmesi zordur. Bunun için ciddi şekilde kafa yormak ve alınan kararların bir bedeli olduğuna önceden hazırlıklı olmak gerekir. En doğru çözüm, ahlaki yargılara varırken konuyu enine boyuna düşünmektir.

1 Yanıt

  1. Alparslan diyor ki:

    Eğitimde herşeyi bir plan dahilinde yapmak öğrenci ile aramıza resmiyet koyuyor.Ahlak ve değerler ile ilgili konularda olsun samimiyetimizi belgelemek ve kayıt altına almak istemiyorum.Alparslan Çalışkan.

Bir Cevap Yazın