Aşk

Geç kaldım, tasarladığım kadar hızlı okuyamadım. Gözlerim ve kolum bana uyum sağlamadı. Birini askıya aldım; boynuma astım. Gözlerime daha büyük numaralı bir gözlük takmayı denedim ama pek etkili olmadı. Şimdi Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim üyesi Doç. Dr. Banu TURGUT’a ulaşmam gerek. Ama çok kibar ve olumlu bir dille söyleyeceklerini tahmin ediyorum “Aytaç amca, doğal olarak yaşlanma nedeniyle…. “ Haklı.
Karınca örneği, hani anlatılırlar ya “Karıncayı Hac yolunda görmüşler ve sormuşlar: “Nereye gidiyorsun?” “Nasip olursa Hicaz’a” demiş. Konuşmacı alaycı bir tavırla “Bu bacaklarla mı?” deyince karıncanın cevabı gelir: “Gidemezsem yolunda da ölürüm ya!” Aytaç Açıkalın da bu örneği izleyerek, “kırk olmazsa 20 kitap okurum ya!”diyor.
Elif Şafak’ın AŞK romanını okumuşsunuzdur. Elimdeki örnek Mart 2009 siyah kapaklı ilk baskı. Kapağında 450.000 özel baskı olduğu yazılı. Daha sonra pembe kapaklı baskıları çıktı. Sanırım benim meslektaşlarım, kitabın yaklaşık bir milyon okuyucusu içinde olmuşlardır. Bu nedenle romanı farklı bir formatta sunmayı tasarladım.

Her badireden ve tecrübeden sonra, hiçbir kitapta yazılı olmayan, sadece can defterime nakşedilmiş kurallara bir yenisini daha ekledim. Bunlara bir ad verdim: GÖNLÜ GENİŞ VE RUHU GEZGİN SUFİ MEŞREPLİLERİN KIRK KURALI. Bu kurallar tabiat kanunları kadar evrensel, onlar kadar temeldir. Bu kuralların kırkını birden tamama erdirmek uzun senelerimi aldı. Nicelerini silip yeniden yazdım. Şimdi artık ekleyecek ne bir virgül,             Ne nokta . Ne bir harf, ne yeni bir kelime.

Şayet Allah buradaysa ve başımıza türlü felaket gelirken parmağını dahi kıpırdatmıyorsa, bu nice Rab’dir söylesene?

BİRİNCİ KURAL: Yaradanı hangi kelimelerle tanımladığımız, kendimizi nasıl gördüğümüze  ayna  tutar. Şayet Tanrı dendi mi öncelikle korkulacak, utanılacak bir varlık geliyorsa aklına, demek ki sen de korku ve utanç içindesin çoğunlukla. Yok eğer Tanrı dendi mi evvela aşk, merhamet ve şefkat anlıyorsan, sende bu vasıflardan bolca mevcut demektir.

 

Sayın Meslektaşım, 
Sizin yaşantınızda bu KURALIN geçerliği, uygulanabilirliği nedir? Yaşadıklarınızdan birkaç satır yazabilir misiniz?

Bir garip kuş misali
Can yumurtası
Kabuğunda uçamazsın
Korkmadan kır yumurtanı
Selamete uçacaksın

Ne mürşit ne mürit bulmak peşindeyim. Aradığım insan, ruhumun aynası. Canımın dengi. Gamdaşım! Ruhdaşım!

İKİNCİ KURAL: hak yolu2nda ilerlemek yürek işidir, akıl işi değil. Kılavuzun daima yüreğin olsun, omuzun üstündeki kafan değil. Nefsini bilenlerden ol, silenlerden değil.

Ey kendisinde kaybolmuş kişi
Bilmezsin bedenin sana mezar olmuş
Nefsini tanımadıkça, nefsin seni gömer olmuş.

Sen sen ol, aşkı arama
Aşktan daha mühim şeyler var hayatta.

ÜÇÜNCÜ KURAL: Kuran dört seviyede okunabilir. İlk seviye zahiri manadır. Sonraki Batıni mana. Üçüncü batıninin batınisidir. Dördüncü seviye o kadar derindir ki kelimeler kifayetsiz kalır tarif etmeye

“Neredeyse kırk yıldır abdalım. Kurdun kuşun karıncanın her türlüsünü bilirim. Zorda kalsam yabani hayvan gibi dövüşürüm ama ben kimseye sataşamam. Gökte burçları, ormanda mantarları, bayırlarda otları, deryada balıkları çeşit çeşit sayabilirim. Allah’ın kendi suretinde yarattığı insanı okurum, açık kitap misali.”

DÖRDÜNCÜ KURAL: Kainattaki her zerrede Allah’ın sıfatlarını bulabilirsin, çünkü O, camide, mescitte, kilisede, havrada değil, her an her yerdedir. Allahı görüp yaşayan olmadığı gibi, O’nu görüp ölen de yoktur. Kim O’nu bulursa, sonsuza dek O’nda kalır.

İnsan, aklını aç ve muhtaç bir bebek farz edip kaşık kaşık bilgiyle doyurmalı. Ama nasıl ki bazı yiyecekler bebeğe ağır gelişrse, bazı bilgiler de akla ağır gelir, onu da unutmamalı.

BEŞİNCİ KURAL: Aklın kimyası ile aşkın kimyası başkadır. Akıl temkinlidir. Korka korka atar adımlarını “Aman sakın kendini” diye tembihler. Halbu ki aşk öyle mi? Onun tek dediği: “Bırak kendini ko gitsin!”
Akıl kolay kolay yıkılmaz. Aşk ise kendini yıpratır, harap düşer. Halbuki hazineler ve defineler yıkıntılar arsında olur. Ne varsa harap bir kalpte var!
Şayet süregiden bir sohbet canını sıkarsa veya biri akılsızca bir laf ederse, anında kalkıp gidin. Herkese eşit davranın ama hiç kimseye de takılıp kalmayın.
ALTINCI KURAL: Şu dünyadaki çatışma, önyargı ve husumetlerin çoğu dilden kaynaklanır. Sen sen ol, kelimelere fazla takılma. Aşk diyarında dil zaten hükmünü yitirir. Aşık dilsiz olur.Uzak olmayan bir şehirde bir allamei cihan yaşar. Kelamda ustadır; takva ve ibadette kamil, ilim ve marifette mahirdir. Sözlerine rağbet eden çok, hayranları gani gani ama  İlahi Aşk’ta yok olmadığından benlik zannından tam olarak kurtulamamıştır. Sizi ve beni kat kat aşan sebeplerden ötürü zaviyemizden birinin gidip kendisine yoldaşı olmasında fayda vardır.
YEDİNCİ KURAL: Şu hayatta tek başına inzivada kalarak, sadece kendi sesinin yankısını duyarak, Hakikat’i keşfedemezsin. Kendini ancak bir başka insanın aynasında tam olarak görebilirsin.Ne ki kış beterdi. Bahar hiç bu kadar ağırdan almamıştı gelişini. Lakin görenler beni karamsar sansa da içimde hep umut ve minnet vardı.
SEKİZİNCİ KURAL: Başına ne gelirse gelsin, karamsarlığa kapılma. Bütün kapılar kapansa bile, sonunda O sana kimsenin bilmediği gizli bir patika açar. Sen şu anda göremesen de dar geçitler ardında nice cennet bahçeleri var. Şükret! İstediğini elde edince şükretmek kolaydır. Sufi, dileği gerçekleşmediğinde de şükredebilendir.Ne var ki bu kez beklemek daha kolay olacaktı, biliyordum. Kıştan bahara katlanmıştım ya, bahardan güze de beklerdim, gam değil.
DOKUZUNCU KURAL: Sabretmek öylece durup beklemek değil, ileri görüşlü olmak demektir. Sabır nedir? Dikene bakıp gülü, geceye bakıp gündüzü tahayyül edebilmektir. Allah âşıkları sabrı gülbeşeker gibi tatlı tatlı emer, hazmeder ve bilirler ki, gökteki ayın hilalden dolunaya varması için zaman gerekir.Benim için endişelendiğini biliyordum ama doğrusu bına sebep görmüyordum. Benim bildiğim Aşk2tan uzaklaşanlara endişelenmek lazım gelirdi, doludizgin Aşk’a koşanlara değil.
ONUNCU KURAL: Ne yöne gidersen git, -Doğu, Batı, Kuzey ya da Güney- çıktığın her yolculuğu içine doğru bir seyahat olarak düşün! Kendi içine seyahat eden kişi, sonunda arzı dolaşır. > ON BİRİNCİ KURAL: Ebe bilir ki sancı çekilmeden doğum olmaz, ana rahminden bebeğe yol açılmaz. Senden yepyeni ve taptaze bir “sen” zuhur edebilmesi için zorluklara, sancılara hazır olman gerekir.

ON İKİNCİ KURAL: Aşk bir seferdir. Bu sefere çıkan her yolcu, istese de istemese de tepeden tırnağa değişir. Bu yollara dalıp da değişmeyen yoktur.

Ben ne mürşit, ne mürit isterim. Yalnız gezerim. Kimseye ibretlik bir halim de yok.

ON ÜÇÜNCÜ KURAL: Şu Dünyada semadaki yıldızlardan daha fazla sayıda, sahte hacı, hoca, şıh, şeyh var. Hakiki mürşit seni kendi içine bakmaya ve nefsini aşıp kendindeki güzellikleri bir bir keşfetmeye yönlendirir. Tutup da ona hayran olmaya değil.

Hiç bilmediğim yere ayak basmak üzereydim. Hafif bir tedirginlik duysam da “kırk kuraldan” 14. Kuralı hatırladım.

ON DÖRDÜNCÜ KURAL: Hakk’ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine, teslim ol. Bırak hayat sana rağmen değil, seninle beraber aksın. “Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir.” diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını.

Kuran-ı Kerim der ki, “Biz insanı en güzel biçimde yarattık.” Uludur insan. Kıymetlidir. Ne eziktir ne aciz. Zaten Allahın doksan dokuz sıfatı arasında acz yoktur. Üstelik kurallardan biridir.

ON BEŞİNCİ KURAL: “Allah içte ve dışta her an hepimizi tamama erdirmekle meşguldür. Tek tek her birimiz tamamlanmamış bir sanat eseriyiz. Yaşadığımız her hadise, atlattığımız her badire eksiklerimizi gidermek için tasarlanmıştır. Rab noksanlarımızla ayrı ayrı uğraşır; çünkü beşeriyet denen eser, kusursuzluğu hedefler.

İnsanı insandan ayırmadan baktım herkese ve her yere. Dertlerine uzak ama yüreklerine yakın durdum.

ON ALTINCI KURAL: Kusursuzdur ya Allah. O’nu sevmek kolaydır. Zor olan hatasıyla, sevabıyla fani insanları sevmektir. Unutma ki kişi bir şeyi ancak sevdiği ölçüde bilebilir. Demek ki hakikaten kucaklamadan ötekini, Yaradan’dan ötürü sevmeden, ne layıkıyla bilebilir, ne layıkıyla sevebilirsin.

Hâlbuki bana göre pislik içte olur, dışta değil. Bu da kurallardan biridir.

ON YEDİNCİ KURAL: Esas kirlilik, dışta değil, içte; kisvede değil kalpte olur. Onun dışındaki her leke ne kadar kötü görünürse görünsün, yıkandı mı temizlenir, suyla arınır. Yıkamakla çıkmayan tek pislik kalplerde yağ bağlamış haset ve art niyettir.Doğduğumuz andan itibaren aşk cevherini içimizde taşırız. Orada durur, keşfedilmeyi bekler.
ON SEKİZİNCİ KURAL: Tüm kâinat olanca katmanları ve karmaşasıyla insanın içinde gizlenmiştir. Şeytan dışımızda, bizi ayartmayı bekleyen korkunç bir mahlûk değil, bizzat içimizde bir sestir. Şeytanı kendinde ara; dışında başkalarında değil. Ve unutma ki nefsini bilen, Rabbini bilir. Başkalarıyla değil, sadece kendiyle uğraşan insan, sonunda mükafat olarak Yaradan’ tanır.Kâinatta ne varsa birbirine bağlı. İnsan, hayvan, nebat, cemad … Yüzlerce, binlerce ayrı mahlûk değiliz. Hepimiz Tek’iz.
ON DOKUZUNCU KURAL: Başkalarından saygı, ilgi ya da sevgi bekliyorsan, önce sırasıyla kendine borçlusun bunları. Kendini sevmeyen birinin sevilmesi mümkün değildir. Sen kendini sevdiğin halde dünya sana diken yolladı mı, sevin. Yakında gül yollayacak demektir.


YİRMİNCİ KURAL: Yolun ucunun nereye varacağını düşünmek beyhude bir çabadan ibarettir. Sen sadece atacağın ilk adımı düşünmekle yükümlüsün. Gerisi zaten kendiliğinden gelir.

Terk tek herkes elzem ve vazgeçilmezdir. Tesadüfî olan veya fazladan olan bir şey yoktur.

YİRMİ BİRİNCİ KURAL: Hepimiz Farklı sıfatlarla sıfatlandırıldık. Şayet Allah herkesin tıpatıp aynı olmasını isteseydi, hiç şüphesiz öyle yapardı. Farklılıklara saygı göstermemek, kendi doğrularını başkalarına dayatmaya kalkışmak, Hakk’ın mukaddes nizamına saygısızlık etmektir.

Hep merak ettiğim bir şey var, Sufilerin methettiği mey, hakiki midir, yoksa mecazi mi?

YİRMİ İKİNCİ KURAL: Hakiki Allah Aşığı bir meyhaneye girdi mi orası ona namazgâh olur. Ama Bekri aynı namazgâha girdi mi orası ona meyhane olur. Şu hayatta ne yaparsak yapalım, niyetimizdir farkı yaratan, suret ile yaftalar değil

Ben kendimi tanıdığıma göre her şey yolunda demektir. Nefsini bilen O’nu bilirdi.

YİRMİ ÜÇÜNCÜ KURAL: Yaşadığımız hayat elimize tutuşturulmuş rengârenk ve emanet bir oyuncaktan ibaret. Kimisi oyuncağı o kadar ciddiye alır ki ağlar, perişan olur onun için. Kimisi eline alır almaz şöyle bir kurcalar oyuncağı, kırar ve atar. Ya aşırı kıymet verir, ya kıymet bilmeyiz. 
Aşırılıklardan uzak dur.  Sufi ne ifrattadır ne tefritte. Sufi daima orta yerde.

İnsan hayatı daim-i bir seyrüsefer. Beşikten mezara yolculuk halinde seferdeyiz. Önümüzde yedi merhale, yedi basamak var. İnsan yalandadır, ziyandadır; zandadır. Yedi basamağı çıkmadıkça hakikate eremez.

    1. Nefs-i Emmare,
    1. Nefs-i Levvame
    1. Nefs_i Mülhime
    1. Nefs_i Mutmaine
    1. Nefs-i Raziye
    1. Nefs-i Marziye
  1. Nefs-i Kamile (s.211-212)

Madem ki Ruhundan üfledi bana, Ben de her nefeste O’nu yad edeceğim. Tutkuyla, sebatla O’na yöneleceğim. Sadece bana verdiği şeyler için değil, benden esirgedikleri için de şükredeceğim. Çünkü yalnız o bilir benim için neyin hayırlı olduğunu.

YİRMİ DÖRDÜNCÜ KURAL: Madem ki insan, eşref-i mahlukattır, yani varlıkların en şereflisi, attığı her adımda Allah’ın yeryüzündeki halifesi olduğunu hatırlayarak, buna yakışır soylulukta hareket etmelidir. İnsan yoksul düşse,iftiraya uğrasa, hapse girse, hatta esir olsa bile gene de başı dik, gözü pek, gönlü emin bir halife gibi davranmaktan vazgeçmemelidir.

Mukaddes Kuran’ın özünü ve bütününü kucaklamak yerine ahretten anladıklarının özeti; ya cehennemden korkar, ya cennette ödül beklemektir.

YİRMİ BEŞİNCİ KURAL: Cenneti ve cehennemi illaki gelecekte arama. İkisi de şu anda burada mevcut. Ne zaman birini çıkarsız, hesapsız ve pazarlıksız sevmeyi başarsak, cennetteyiz aslında. Ne vakit birileri ile kavgaya tutuşsak, nefrete, hasede ve kine bulaşsak, tepetaklak cehenneme düşüveririz.

Nerde dert varsa, deva oraya gider
Nerede yoksulluk varsa, nimet oraya varır
Müşkül nerdeyse cevap ordadır.
Gemi nerdeyse su orda…

YİRMİ ALTINCI KURAL: Kâinat yekvücut, tek varlıktır. Her şey ve herkes görünmez iplerle birbirine bağlıdır. Sakın kimsenin ahını alma; bir başkasının; hele hele senden zayıf olanın canını yakma. Unutma ki dünyanın öte ucundaki tek bir insanın kaderi, tüm insanlığı mutsuz edebilir. Ve bir kişinin saadeti, herkesin yüzünü güldürebilir.

Bizi tenkit edenler olacaktır. Rakibimiz de olur, sevmeyenimiz de. Ama Allah aşıklarının düşmanı olmaz. Biz kin gütmeyiz.

YİRMİ YEDİNCİ KURAL: Şu dünya bir dağ gibidir, ona nasıl seslenirsen o da sana sesleri öyle aksettirir. Ağzından hayırlı bir laf çıkarsa, hayırlı laf yankılanır. Şer çıkarsa sana gerisin geri şer yankılanır. 
Öyleyse kim ki senin hakkında kötü konuşur, sen o insan hakkında kırk gün kırk gece sadce güzel sözler et. Kırk günün sonunda göreceksin her şey değişmiş olacak. Senin gönlün değişirse dünya değişir.

…Karamsarlığa yer yok bizim yolumuzda. Kendini çaresiz hissetme. Hakk’ın sıfatları arasında ne acizlik var ne bedbinlik.

YİRMİ SEKİZİNCİ KURAL: Geçmiş zihinlerimizi kapsayan bir sis bulutundan ibaret. Gelecek ise başlı başına bir hayal perdesi. Ne geleceğimizi bilebilir, ne de geçmişimizi değiştirebiliriz. Sufi daima şu an’ın hakikatini yaşar.

Kaderin ne olduğunu anlatamam; ama ne olmadığını anlatabilirim.

YİRMİ DOKUZUNCU KURAL:  Kader, hayatımızın önceden çizilmiş olması demek değildir. Bu sebepten, “ ne yapalım kaderimiz böyle” deyip boyun bükmek cehalet göstergesidir.  Kader yolun tamamı değil, sadece yol ayrımlarını verir. Güzergah bellidir ama tüm dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir. Öyleyse ne hayatının hakimisin, ne de hayat karşısında çaresizsin.

Ne kadar kırsa, yaralasa da insanı, Hakikat ehline gonca gül gibi gelir dedikodu taşları.

OTUZUNCU KURAL: Hakiki Sufi öyle biridir ki başkaları tarafından kınansa, ayıplansa, dedikodu yapılsa, hatta iftiraya uğrasa bile, ağzını açıp da kimse hakkında tek kelime kötü laf etmez
Sufi kusur görmez. Kusur örter.

Bade içen rikkat beslerse, sarhoşluğu rakik olur.
Bade içen kin beslerse, sarhoşluğu kindar olur.
Bade içen ekseri kindar, nadiren rakik olduğundan
Bade kamuya haram olur.

OTUZ BİRİNCİ KURAL: Hakk’ a yakınlaşabilmek için kadife gibi bir kalbe sahip olmalı. Her insan şu ya da bu şekilde yumuşamayı öğrenir. Kimi bir kaza geçirir, kimi ölümcül bir hastalık; kimi ayrılık acısı çeker, kimi maddi kayıp … Hepimiz kalpteki katılıkları çözmeye fırsat veren badireler atlatırız. Ama kimimiz bundaki hikmeti anlar ve yumuşar; kimimiz ise, ne yazık ki daha  da sertleşerek çıkar.
Biz Sufiler nafile ibadet ya da riyazat yoluyla değil; şeklen, cebren yahut göstermelik olsun diye değil; sadece aşk ve cezbe ile bağlanırız Allah’a

OTUZ İKİNCİ KURAL: Aranızdaki bütün perdeleri tek tek kaldır ki Tanrı’ya saf bir aşkla bağlanabilesin. Kuralların olsun ama, kurallarını başkalarını dışlamak yahut yargılamak için kullanma. Bilhassa putlardan uzak dur, dost. Sakın kendi doğrularını putlaştırma! İnancın büyük olsun ama inancınla büyüklük taslama


OTUZ ÜÇÜNCÜ KURAL: Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken, sen HİÇ ol! Menzilin yokluk olsun. İnsanın çömlekten farkı olmamalı. Nasıl ki çömleği tutan dışındaki biçim değil, içindeki boşluk ise, insanı ayakta tutan da benlik zannı değil, hiçlik bilincidir.

Beri gel; daha beri, daha beri,
Bu hır gür, bu savaş nereye kadar?
Sen bensin, ben senim işte …
Ne diye bu direnme?
Topumuz bir tek inciyiz,
Başımız da tek, aklımız da tek.

 

OTUZ DÖRDÜNCÜ KURAL: Hakk’a teslimiyet ne zayıflık ne edilgenlik demektir. Tam tersine, böylesi bir teslimiyet son derece güçlü olmayı gerektirir.  Teslim olan insan çalkantılı ve girdaplı sularda  debelenmeyi bırakır; emin bir beldede yaşar.

Hislerin gözlerini kör etmesin. Kıskanıyorsun. Ama kıskançlık gibi bir his bile faydalı şekilde kullanılabilir.

 

OTUZ BEŞİNCİ KURAL: Şu hayatta ancak tezatlarla ilerleyebiliriz. Mümin içindeki münkirle tanışmalı; tanrıya inanmayan kişi ise içindeki inanla. İnsan_ı Kamil mertebesine varana kadar gıdım gıdım ilerler kişi. Ve ancak tezatları kucaklayabildiği ölçüde  olgunlaşır.

Her şey Allah’ın inayeti ile olur.

 

OTUZ ALTINCI KURAL: Hileden, desiseden endişe etme. Eğer birileri sana tuzak kuruyor, zarar vermek istiyorsa, Tanrı da onlara tuzak kuruyordur. Çukur kazanlar, o çukura kendileri düşer. Bu sistem karşılıklar esasına göre işler. Ne bir katre hayır karşılıksız kalır, ne bir katre şer. 
Onun bilgisi dışında yaprak bile kıpırdamaz. Sen sadece buna inan.


OTUZ YEDİNCİ KURAL: Tanrı kılı kırk yararak titizlikle çalışan bir saat ustasıdır. O kadar dakiktir ki sayesinde her şey tam zamanında olur. Ne bir saniye erken, ne bir saniye geç. Her insan için bir aşık olma zamanı vardır, bir de ölmek zamanı.


OTUZ SEKİZİNCİ KURAL: “Yaşadığın hayatı değiştirmeye kendimi dönüştürmeye hazır mıyım?”  diye sormak için hiçbir zaman geç değil. Kaç yaşında olursak olalım, başımızdan ne geçmiş olursa olsun, tamamen yenilenmek mümkün.
Tek gün bile öncekinin tıpatıp tekrarıysa, yazık. Her an her nefeste yenilenmeli. Yepyeni bir yaşama doğmak için ölmeden önce ölmeli.

Kâinatta mükemmel bir ahenk, hassas bir nizam var. Parçalar ve noktalar habire değişir.  İsimler ve makamlar yenilenir. Halbuki insan bunu bilmez, kendini zora koşmakta mahirdir.

 

OTUZ DOKUZUNCU KURAL: Noktalar sürekli değişse de bütün aynıdır. Bu dünyadan giden her hırsız için bir hırsız daha doğar. Ölen her dürüst insanın yerini bir dürüst insan alır. Hem bütün hiçbir zaman bozulmaz, her şey yerli yerinde kalır; merkezinde … Hem de bir günden bir güne hiçbir şey aynı olmaz.

KIRKINCI KURAL Aşksız geçen bir ömür beyhude yaşanmıştır. Acaba ilahi aşk peşinde mi koşmalıyım, mecazi mi, yoksa dünyevi, semavi ya da cismani mi diye sorma! Ayrımlar ayrımları doğurur. AŞK2ın ise hiçbir sıfata ve tamlamaya ihtiyacı yoktur. 
Başlı başına bir dünyadır aşk. Ya tam ortasındadır, merkezinde, ya da dışındasındır, hasretinle.

 

Değerli Meslektaşım,
Dost Okuyucu
Elif Şafak’ın AŞK adlı romanının sonuna geldik. KIRK KURALI paylaştık. BİRİNCİ KURAL’ın altına bir not düştüm ve yer ayırdım. Her gün bir kuralı tekrar tekrar oku. Ve yaşamın açısından (iş ve özel) irdelemeye, yaşantılarınız ile bütünleştirmeye çalışın. Kırk günün sonunda farklı biri olduğunuzu hissedeceksiniz. O zaman bana bir mektup yazın.
Teşekkürler.

Aytaç AÇIKALIN

Aytaç AÇIKALIN

Kendi deyişi ile: O, "güncel bir eğitim dinazorudur." Diyarbakır’ın Kabi (Bağıvar) köyünde İlkokul öğretmenliği ile başlayıp 12 yıl ilköğretmen okullarında "Essah öğretmen yetiştirmeye gönül ve emek verdi." Hatay ve Edirne Milli eğitim müdürlükleri sonrasında üniversitede, "bildiklerinin yeniden inşasına (yapılandırmasına) girişti." Eğitim Yönetiminde doktora unvanını, 1995 yılında, profesörlük kariyeri ile noktaladı. Üniversite çatısı altındaki akademik yaşamını 2002 yılında emekli olarak tamamladı. Kendi deyişi ile: "Çekildi izzet-i ikbal ile babı ulemadan". Bugün "Gerçek anlamda eylemli akademik yaşantısını" insan kaynağının geliştirilmesi çalışmaları ile sürdürmektedir. Birikimlerini İnsanların başarısı ve mutluluğu için herkes ile paylaşmaktan çok mutludur

BEĞENEBİLECEĞİNİZ DİĞER YAZILAR

Bir Cevap Yazın