ORTAK DUVAR

DEĞERLER EĞİTİMİNDEN ÖTE KARAKTER GELİŞİMİ

OKUL ÖNCESİ, İLK  ve ORTAOKUL DÜZEYİNDE

DEĞERLER EĞİTİMİNDEN ÖTE KARAKTER GELİŞİMİ

Durum

İki bin dört yılında “yenilenen” ilköğretim müfredatı, önceki programlarda yer alan “Ahlak Eğitimi ” yerine, “Değerler Eğitimi” anlayışını getirmiştir. Ne var ki programın bu boyutu da yenilenen programın fikir temelini oluşturan “yapılandırmacı eğitim” gibi eğitim yöneticileri ve öğretmenlerin çoğunluğu tarafından yeterince algılanıp uygulamaya aktarılamamıştır. Zaten “değerler” yaklaşımı, değişken, içeriği farklı doldurulabilecek, kişiselleştirmeye müsait bir alan olarak tanımlanabilir.

Milli Eğitim Bakanlığı, çocuklarımızın, gençlerimizin bedensel, zihinsel, ruhsal ve duygusal boyutları ile bütünde geliştirilmesi konusundaki çabalarını giderek yoğunlaştırmaktadır. Bu kapsamda  “Değerler Eğitimi” uygulamalarını okullarda öncelikli bir konuma getirme girişimindedir.

Bu amaçla konu,  2010 yılı Mayıs ayında İstanbul’da, Avrupa Birliği tarafından desteklenen MEBGEP (Milli Eğitim Bakanlığının Kapasitesinin Güçlendirilmesi, Projesi) kapsamında düzenlenen “Değerler Eğitimi Uluslararası Konferansı”nda, müzakereye açılmıştı.  Aynı yıl okulların açıldığı tarihte, Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı, 08 Eylül 2010 tarihli ve 2010/ 53 sayılı genelgesi ile bir gelenek olan “ilk ders”in “Değerler Eğitimi” konusunda işlenmesini istemişti. 2010-2011 Eğitim Öğretim Yılı içinde il milli eğitim müdürleri toplantılarında Değerler Eğitimi’nin okullarda “uygulanma” koşulları ve yöntemleri konusu müzakere edilmiştir.  Bakanlık, konunun bilimsel boyutta açılımını sağlamak üzere 26-28 Ekim 2011 tarihlerinde Osmangazi Üniversitesi ile işbirliği yaparak Sosyal ve Kurumsal Yönleri İle Değerler Eğitimi Sempozyumu düzenlemiştir. Bu bulgular izlenerek “Değerler Eğitimi” konusunun, 2012-2013 eğitim-öğretim yılında öncelikle okulöncesi, ilk, ortaokul okullarında öğrenim etkinliklerinin merkezine yerleştirilmesi gündemdeki yerini korumaktadır.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın değerler eğitimi girişimi, evrensel ve ulusal boyutta, bireylerde ve kurumlarda yaşanan toplumsal kırılmalar ve çöküntüler konuya atfedilen önceliğin haklı gerekçesi olarak görülebilir.

Talim Terbiye Başkanlığı’nın yukarıda değinilen genelgesi doğrultusunda, okullardaki uygulama girişimlerinde müfredattaki değerlerin bir dilimi, öğrenim yılının bazı aylarına dağıtılmakta ve seçilen değerler bu süre içinde bir kısım okuma, anlatım, gezi, gözlem etkinlikleri ile belirlenen değerin kazandırılması amaçlanmaktadır. Çocuk, bir bütün olarak ele alınmamakta, değerler eğitimi öğretimden ayrı unsurlar olarak işlenmektedir. Çocuğun zihinsel, ruhsal ve duygusal yapısına, algı ve ilgisine uygun olmayan bu yöntem, onun mevcut karakter (doğal) yapısının bozulmasına neden olmaktadır. Bu tür uygulamalar, yenilenen müfredat programının terk ettiği, “davranışçı” yaklaşım anlayışının, kasıtsız fakat bilinçsiz bir biçimde ısrarlı sürdürülmesidir. Bu nedenle okullardaki değerler eğitiminde, çocuklarda bu değerlerin olmadığı, bunun kazandırılması gerektiği düşüncesinden hareket edilmektedir. Davranışçı yaklaşımın insanı tanımlamak için kullandığı; ‘Düşünen hayvan’, ‘zihinsel olarak ilkel’ ve ‘boş’ yaklaşımı, günümüz Türkiye’sinde çocuk yetiştirme alanında genelde eğitimin şeklini, özellikle değerler eğitimini ve olumsuz etkilemektedir.

Halbuki 21. Yüzyılın ‘İnsan’ yaklaşımı ve kendi özümüzdeki kültürel, sosyal yapımız dikkate alınarak, ÇOCUĞUN gelişiminde “Değerler Eğitimi” yerine “Karakter Gelişimi” kavramı merkeze alındığında şunlar söylenebilir:

Toplumlar, varlıklarını sürdürmek, huzurlu ve müreffeh, güvende yaşamak için karakter yönünden gelişmiş insanlara giderek daha çok ihtiyaç duymakta; günlük yaşamda insanların bu boyutta ortaya çıkardığı olumsuzlukların sıkıntıları giderek derinleşmektedir. Ayrıca okulda sadece testlerden alınan başarılı sonuçların bireylerin mutluluğu, toplumun gelişimi için yeterli olmadığı görüşü de giderek daha çok kabul görmektedir. Belki de günümüz “gençliğinin kriz içinde olduğu” yönündeki düşüncenin kanıtları olarak yorumlanacak göstergeler giderek çoğalmaktadır. Mesela, şiddet ve yıkıcılık (Vandalizm), gasp ve hırsızlık, otoriteye karşı gelmek, kopyacılık, sahtecilik, akran zorbalığı, argo ve küfürlü konuşmak, bağnazlık, cinsel taciz, erken cinsel deneyim, bencillik, bağımlılık yapan maddelerin kullanımı  alanlarındaki artışlar, toplumsal kaygıları yoğunlaştırmaktadır.

Tüm dünyada eğitim sürecine katılanların sayısı artmaktadır. Buna karşılık toplumsal yaşamdaki kirlilik, güvensizlik, özel yaşamdaki mutsuzluk, huzursuzluk ve kaygıların da arttığı da gözlenmektedir. Güven, dürüstlük, sorumluluk, sevgi, hoşgörü, tarafsızlık gibi değerlerin yeşeremediği ortamlar, tüm insanlığın felaketleri yaşadığı bir çevreye dönüşmektedir. Tüm dünya ile beraber Türkiye Domino veya Kelebek Etkisi ile paradigmalarındaki kırılmayı bütün sosyal ortamlarında somut biçimde hissetmeye başlamıştır. Bu nedenle dünyada ve ülkemizde daha anlamlı, farklı bir okul/eğitim arayışının ve bu karakter gelişimi düşüncesi ile farklı “değerler eğitiminin” zorunlu olduğu artarak kabul görmeye başlamıştır. Bu farklı arayışın bir boyutunda “Karakter Gelişimi” anlayışı veya  yaklaşımı yer almaktadır.

İnsanların çeşitli amaçlar arasında seçim yapmak durumunda kaldıklarında yaptıkları tercihler, onların ideali arama düzeylerini gösterir. İdealist insanlar günlük kaygıların ve kişisel beklentilerin ötesine geçerek insanlığın geleceğine ilişkin kaygılar taşırlar. Her çocuk; geniş bir perspektifte insanlığın, daha yakın boyutta ise Türkiye’nin, hemen yakınımızdaki yansıması ile bizim geleceğidir. Ülkemiz kadar dünyanın “karakter sahibi” yetkin kişilere ihtiyacı var. Karakter gelişimi kısa sürede sonuç alınan bir etkinlik değil, sabır isteyen uzun kapsamlı bir süreçtir. Gerçek karakter gelişimi izlemek, model almak ve hayata geçirmekle gerçekleşir. Karakter, ailede başlayıp mercan gibi uygun şartlarda, zamanla şekillenip pırıltılar saçan bir kişisel özelliktir.   

Eğitim kurumları, özellikle okullar, artık idealist kararlar almak zorundadırlar. Geçmişte olduğu gibi bu tür girişimler için Eğitim Şuralarının kararlarının uygulanmaya konulmasını, yabancı uzman gruplarının tavsiye raporlarını beklemeye gerek yoktur. Yürürlükteki yönetsel mevzuatın ve öğretim programlarının (müfredatın) satır araları yeteri kadar derin ve geniştir.

Bu gibi durumların çözümü için, eğitim kurumlarında sürdürülmeye çalışılan değerler eğitiminden öte, karakter gelişimi anlayışına acilen ihtiyaç olduğu gerçeğine ulaşılmaktadır. Bu kanıtlayıcı açıklamalar doğrultusunda “Karakter Gelişimi” uygulamalarında tarafımızdan benimsenen temel görüş, izlence olarak belirlenen hususları aşağıdaki şekilde maddeleştirmek mümkündür:

KARAKTER, DOĞUŞTAN GELEN BİR ÖZELLİKTİR, UYGUN ÇEVRE KOŞULLARINDA GELİŞİR.

HAREKET NOKTASI OLARAK ÇOCUĞUN YAPISINI ÖNCELEMEK ESASTIR

ÖDÜL VE CEZADAN MUTLAKA KAÇINMAK GEREKİR.

ÇOCUĞUN KARAKTER GELİŞİMİ İÇİN ÇEVRE OLUŞTURMAK YETERLİDİR.

KOŞULSUZ SEVGİ VE SAYGI ESASTIR.

KARAKTER GELİŞİMİ BİR ÖĞRETİ SÜRECİ DEĞİL, YAŞAM BİÇİMİ OLARAK KAZANIM SÜRECİDİR.

BU SÜREÇTE MODEL OLMAK ESASTIR.

KARAKTER GELİŞİMİNDE HATA YAPMANIN GELİŞMEK AÇISINDAN ÖNEMİ BÜYÜKTÜR

ÇOCUĞU OLDUĞU GİBİ KABUL ETMENİN FAZİLETİNİ İÇSELLEŞTİRMEK GEREKİR.

ÇOCUĞA GÜCÜ KADAR; (Kural, ödev, sorumluluk) VERİLMELİDİR

ORTAMI GÖZLEME DAYALI ÖLÇME (sonucu başarı değerlendirmesi olarak görmemek, gidişatı görmek) GEREKİR.

Ahlak-Değerler-Karakter Gelişimi

Ahlak ve karakter eğitiminin okullarda yer almasının yaklaşık iki yüz yıllık bir geçmişi vardır; ancak bu süre içinde anlayış, uygulama ve gereklilik açısından bir tür evrim geçirdiğinden söz edilebilir. Türkiye eğitim sisteminde değerler eğitimi, karakter gelişimi konusu Osmanlı İmparatorluğunun son dönemlerinde Maarif-i Umumiye Nizamnamesindeki “ahlak dersi”  ile başlayarak ve genellikle Amerika veya İngiltere’deki düşünceleri ve uygulamaları  izlemiştir. Başlangıçta ahlak eğitiminin temel kaynağı din ve Allah korkusu, uygulayıcı kurumlar ise doğal olarak dinsel kurumlardır.  İkinci Meşrutiyet’i izleyen dönem, ahlak eğitiminin dine dayanıp dayanmaması konusunun tartışıldığı bir dönemdir. Özellikle bu dönemde eğitimci Satı Bey, Batı’daki eğitim görüşlerinden etkilenerek çocuk gelişiminin üç boyutunu ya da eğitimin ortak hedefini, 1) Beden eğitimi, 2) Fikir eğitimi, 3) Ahlak eğitimi olarak tanımlamıştır. Ahlak eğitiminin dini ya da laik yaklaşımlarla tartışıldığı dönemde Ziya Gökalp, özellikle Batı’da en ahlaklı ve karakterli bireylerin yüksek öğrenim görenler arasında olduğunu, buna karşın “Türkiye’de vatan için en zararlı adamlar, medrese yahut okuldan pay alanlardır.… medrese ve okul terbiye ettiği fertlerin ahlak ve karakterini bozuyor” görüşü kuşkusuz çok keskin bir yargı olarak nitelendirilebilir. Ancak günümüz Türkiye’sinde de organize suçlar kapsamındaki suçluların genelde yüksek öğrenimli oldukları söylenebilir. Kültür ve eğitim alanındaki Atatürk Devrimlerinde içeriklerin dinsel ahlaktan milli ahlaka geçişi hedeflemiştir.  Nitekim 1936 İlkokul programında karakter eğitimi aşağıdaki şekilde yer almıştır.

“Okul, talebenin fikirce olgunluğuna, bedence sağlamlığına ne kadar önem verirse onun ırasına da (karakterine, seciyesine de) o kadar itina gösterecektir. … Türk ulusu yüksek tarihinin her devresinde ırasının (karakterinin) sağlamlığı ile bütün dünyaya şeref vermiş, ahlaki mefhumların haysiyetini yükseltmiştir. Onun için talebesinde ırayı ulusal derin tarihimizin gösterdiği yüksek dereceye çıkarmak Türk okulunun en önemli borcudur.”

İkinci Maarif Şurasında (1943) ele alınan konulardan biri, ahlak eğitimi olmuştur. Daha çok yurttaşlık boyutunun öne çıktığı “Türk Ahlakının Toplumsal ve Kişisel İlkelerinin Bazıları” başlıklı komisyon raporunda “Bencillik ahlaksızlığın en büyüğüdür” maddesi dikkati çekmektedir.

Karakter gelişimi çalışmalarında Sokrat yaklaşımı esastır. Bunun anlamı varolan, ortaya çıkan durumlarda, karakter kavramının içeriğine uygun hareket etmektir. Böylece okulda karakter gelişimi eylemlerinin izlenmesi, gözlenmesi söz konusudur. Ancak sonuçta sadece gözleme dayalı bir değerlendirmeden söz etmek doğru olmayacaktır. Karakter, çocuğun gelecek yaşamını da kapsayan bir oluşum, zihinsel yerleşme, duygusal gelişim sürecidir. Karakter gelişimi yaklaşımında kapsamlılık ve bütünlük esastır. Bu anlamda, “Bu etkinliğe hangi derste, hangi konuda, kimler katılır (katılacak)?” Sorularının cevabı: “Okuldaki, evdeki herkes; her derste, her zaman, her ortamda, ortaya çıkan her durumda” karakter gelişimine katılım söz konusudur.

Boston Üniversitesi 1996 yılında karakter eğitimine kılavuzluk edecek, Karakter Eğitimi Bildirgesi Yayınlamıştır. Bu bildirge, yukarıdaki açıklamayı destelemek amacı ile aşağıda maddeler halinde özetlenmiştir.

  1. Ahlak bir eğitim konusudur. Öğrencilerin, iyi ve değerliye olan ilgileri için sürekli ve bilinçli bir çabayı gerektirir.
  2. Karakter eğitiminde konunun ilk sahibi, ilk öğretmenleri olan aile ile okulun etkili bir birliktelik geliştirmeleri gerekir.
  3. Karakter eğitimi, erdemlerin öğrenilmesini değil, geliştirilmesini ifade eder.
  4. Öğretmenler ve okul yöneticileri karakter gelişiminde kilit rol oynarlar. Çocuğun çevresindeki herkes karakter yönünden gelişmiş kişiliği yansıtmalıdır.
  5. Karakter eğitimi bir slogan, bir ders konusu, bir müfredat zorunluluğu değildir; okul, herkesin yaşadığı bir erdemler topluluğu olmak zorundadır.
  6. İnsanın tarihi ve ürettiği sanat eserleri bir karakter gelişim hazinesidir, karakter gelişimi bunlardan yararlanmalıdır.
  7. Çocuklar, k işiler karakter geliştirmenin kendilerinin bir yaşam süreci ve gereği olduğunu bilmelidirler. Okul bu ana görevin yerine getirilmesine ortam hazırlar.
  1. Karakter gelişimi çalışmalarında çocuğun aşağıdaki özet tanımı ve algılaması esastır:

Okulda Karakter Gelişimi Uygulamaları

Öğretmenlerimizin, 2004 yılından beri uygulamakta oldukları İlköğretim Müfredat Programı, belirlediği 20 değerin dersler içinde, öykülerden, olaylardan hareket ederek telkin yoluyla ahlaki muhakeme ve analiz şeklinde verilmesini öngörmektedir. Türkiye’de veliler, öğretmenler, okul yöneticileri ile yapılan görüşme, gözlem ve çalışmalarda karakter eğitiminin bütüncül bir yaklaşımla gerçekleştirildiğinde bugünkü ahlaki çöküntünün düzelebileceğine inananların oranı giderek artmaktadır.

Bu aşamada devlet ve özel eğitim kurumları, farklı öğrenim etkinlikleri ile “Değerler Eğitimi” başlığı altında girişimlerini ve çabalarını sürdürmektedirler. Bu konu alanda, “körlerin fili tanımlamaları” benzetmesine uygun, bir tür karışıklık, çeşitlilik,  geleneksel davranışçı öğretim anlayışı içinde özünü, hedefini kaybetme tehlikesi ile karşıyadır.

Alanda, değerler eğitimi, ahlak eğitimi ve karakter eğitimi çoğu kez eş anlamlı olarak kullanılmaktadır. Değerler eğitimi, toplumsal, estetik, felsefi, politik, ekonomik, dini çok çeşitli değeri kapsar ve bu değerlerin içeriği zaman içinde hem çeşitlenir hem de değişir. Değerler eğitimi belli ilke ve kuralların içselleştirilmesini, davranışa dönüşmesini öngörür. Değerler eğitiminde bireylere, öngörülen davranışların kazandırılması hedeflenirken, karakter eğitiminde bireyin doğuştan getirdiği kişilik özelliklerinin, açılması, geliştirilmesi, kalıcılığının sağlanması öngörülmektedir. Karakter gelişimi, değerler eğitiminin aksine, eklemek, çocuğu boş bir kap gibi doldurmak yerine var olan fıtrattan hareket etmeyi tercih etmektedir. Bu bakımdan karakter gelişimi yaklaşımı, kalıcılığı bakımından soyut kurallar olarak sunulan değerler eğitiminden daha etkilidir.

İki bin yılından bu yana Aytaç Açıkalın (Prof. Dr.) ve Takımı ile yaklaşık 40 ilde, binin katları kadar öğretmen, eğitim ve okul yöneticileri ile gerçekleştirilen MOES (Meslektaş Ortamında Eğitim Sohbetleri) çalışmalarında, öz bir anlatımla bu kavramlar arasındaki farkı vurgulanmaya; Değerler Eğitiminden Öte (aşkın) Karakter Gelişimi teriminin kullanımı yerleştirilmeye çalışılmaktadırlar. Çünkü karakter doğuştan gelen bir özelliktir; sağlanan koşullarda kendiliğinden gelişme yetisine sahiptir. Karakter gelişimi, aynı zamanda doğal olarak karakter eğitimini de içermektedir. Sonuçta getirilen uygulama kılavuzunun özeti, “Karakter gelişimi, eğitim süreci içinde, farklı bir yaklaşım, anlayış, farklı bir yöntem, bir yönelim, belki çok karmaşık olmayan fakat baskın bir yöntemler demetidir” biçiminde ifade edilebilir.  

Aytaç AÇIKALIN (Prof. Dr), Mürşid Ekmel AYBEK (Psikolojik Danışman) yaklaşık dokuz yıl süre ile okul öncesi ve ilköğretim düzeyinde, kendi medeniyet algımızla -Anadolu terbiyesi (pedagojisi)- ile bütünleştirilen farklı bir yaklaşım ve yöntemler demeti olan Karakter Gelişimini başarı ile uygulamışlar ve etkili sonuçlarına ulaşmışlardır. Bu aşamada uygulanıp sınanmış; bu yaklaşımın sonuçlarının/kazanımlarının alandaki meslektaşlar ile paylaşılması söz konusudur. Özünde eğitim ve okul yöneticileri ile rehber öğretmenlere  sunulan, yeni bir müfredat ya da kalıp uygulama örnekleri değil, Türkiye’nin insan, aile yapısı ve yaşam, düşün, geçim biçimine (kültürüne), yürürlükteki yapılandırmacı program uygulamasının felsefesine uygun, özgün (orijinal) uygulama ürünü bir yaklaşım, bir yöntemler demetidir. Özetle bu yaklaşım,  insanın fıtratına, Anadolu terbiyesini tarayan, güncel olmaktan da öte geleceğin terbiye anlayışına ışık tutacak bir eğitim düşüncesidir. Son yıllarda Dünya siyaseti ve ekonomisinde önemli bir güç haline gelen Ülkemizin, eğitim alanında da, uygulayacağı ÖZGÜN VE YENİ bir eğitim anlayışı,  tüm toplumların acil ihtiyacı olan “Karakterli İnsan”ın ortaya çıkarılmasında öncülüğümüz, Ülkemizin uluslar arası saygın konumunu daha üst seviyelere taşıyabilmesi için de önemli bi fırsat olacaktır.

Sunumun bu aşamasında yukarıda sözü edilen, alandaki karakter gelişimi uygulamalarında ikinci aşamada izlence olarak kullanılan “evde ve okuldaki çocuk” tanımlaması, paylaşmak amacı ile aşağıda verilmiştir.

ÖĞRENCİ ÖNCE ÇOCUKTUR.

MERAKLIDIR (Merakı dikkate alınarak çalışmalar yapılmalıdır).

KENDİNE ÖZGÜ FARKLI TÜR VE DÜZEYDE YAPILARI VARDIR.

HAREKETE İHTİYACI VARDIR (Yaramaz değil hareketlidir).

OYUN DOĞAL İHTİYACIDIR (Oyunla öğrenir).

SEVDİĞİNDE VE SEVİLDİĞİNDE GELİŞİR.

ÇOCUĞUN YAPTIKLARI, KENDİ ZİHİNSEL VE DUYGUSAL YAPISI İÇİNDE DOĞRUDUR. (Kasıtlı yanlış yapmaz).

HER DAVRANIŞININ İÇSEL BİR DÜRTÜSÜ VARDIR.

“NEDEN?” SORUSUNA KENDİNCE MANTIKLI CEVAPLAR İSTER.

DEĞER ÖNCELİKLERİ FARKLIDIR.

DUYGUSAL ZEKÂSI BASKINDIR.

ZİHİNSEL KONTROL SİSTEMİ FARKLIDIR.

DÜNYAYA FARKLI KAZANIMLARLA GELİRLER.

 

Değerler Eğitimi Yerine Karakter Gelişimi

Yukarıda da vurgulandığı gibi, gerçekte Karakter Gelişimi, sadece eğitim, okul meselesi değildir; fakat özellikle okulun, tüm çevresi ve çalışanları ile özellikle öğretmen, veli kapsamında ele alınacak toplumsal ivediliği (aciliyeti) olan bir konudur. Milli Eğitim Bakanlığı konuyu uygulama gündeminin ilk sırasında tutmaktadır. Kuşkusuz yukarıda sözü edilen bilimsel çalışmaların sonuçlarını da işe koşarak, konuyu 2015-2016 eğitim öğretim yılı içinde tüm okullarda “değerler eğitimi” başlığı altında uygulamaya koyacaktır. Fakat bu aşamada okulların yönetim ve öğretim kadrosunun, uygulamaya hazır bulunuşluk düzeyi, uygulamanın başarısı açısından önemlidir.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın yaklaşık 700.000 kişilik öğretmen ve yönetici kadrosu, sayısal yönden bütün kamu çalışanlarının üçte birini oluşturmaktadır. Bu büyük kitlenin kısa sürede bu güne kadar davranışçı görüşe göre düzenlenen değerler eğitimi uygulama yöntemlerini terk etmesi beklenmemelidir. Uygulamaya başlarken bu büyük eğitici ve yönetici kitlesinin yapılandırmacı yaklaşımı esas alan Karakter Gelişimi konusunda gerekli bilgi ve becerileri kazanması, uygulamaya hem istekli ve hem de donanımlı hale getirilmesi çok uzun zaman ve maliyeti gerektirecektir. Karakter gelişim sürecinin çok çeşitli ve geniş boyutlu kapsamlılığı göz önüne alındığında, bu zorluğun kısa zamanda ve en az maliyetle aşılması için önce ve öncelikle her okulda bir “ODAK GRUP” yetiştirilmesi uygun bir çözüm yolu olacaktır.

Bireysel veya kurumsal gerçek gelişmeyi ifade etmek için çok yaygın olarak kullanılan “Balık vermek yerine balık tutmayı öğretmek” deyişi, bu süreç için de geçerlidir. Okul öncesi ve ilköğretim okullarında Değerler Eğitimi ve onun da ötesinde “Karakter Gelişimi” uygulamalarının tasarlanıp, uygulanması okulun tüm öğretim kadrosunun, velilerin, servis, kantin görevlilerinin bu amaçla yetiştirilip geliştirilmesini ve uygulamaya katılmasını gerektirmektedir. Bu aşamada her okulun kendi uygulamasını planlayıp yürütecek yetişmiş bir çekirdek kadroya sahip olması noktasından hareketle, ODAK GRUP olarak adlandırılan okulun çekirdek grubuna ön becerilerin kazandırılmasını amaçlayan ekteki çerçeve program (hedef, içerik, uygulama ve gerekçesi) tasarlanmıştır.

Bu çalışma, eğitimin her düzeyinde “Davranışçı” algılamadan kaynaklanan tıkanıklığımızın ve alanda dolaşan, “değerler eğitimi”, “ahlak eğitimi” karmaşasının açılım boyutu olarak da değerlendirilebilir. Bu çalışmada sunulan özgün programın kazandırmayı hedeflediği yöntem, dokuz yıllık özel uygulamanın sonuçlarıdır. Bu nedenle programın uygulamasında akademik bilgi yanında, ağırlıklı olarak uygulamaya dayalı tasarımlar, sonuçlar ve çıkarımlar verilmektedir. Bu aşamada uygulanıp sınanmış bu yöntemin sonuçlarının/kazanımlarının alandaki meslektaşlar ile paylaşılması söz konusudur. Okul öncesi ve ilköğretim okullarında Değerler Eğitimi ve onun da ötesinde “Karakter Gelişimi” uygulamaları için ÖNCÜ grubun belirlenen hedeflere ulaşmasını sağlayacak bir program EK 1 de verilmiştir.

 

EK 1
OKUL ÖNCESİ, İLK ve ORTAOKUL DÜZEYİNDE
KARAKTER GELİŞİMİ ODAK GRUP YETİŞTİRME PROGRAMI

Hedef:
Okul öncesi ve ilköğretim okulu için değerler eğitiminden öte “Karakter Gelişimi” uygulamaları için istekli, zihinsel ve duygusal donanımlı ODAK gruplar yetiştirmek.

Süre:
Bir gün (yaklaşık 8 saat) Programın Ülke düzeyinde uygulanması dört ay (on altı hafta yaklaşık 96 gün) olarak kestirilmektedir.

Hedef Çalışma Grupları:
Her ilde Milli Eğitim Müdürlüğü AR-GE takımı ve 18 ilköğretim ve anaokulundan beşer kişi olarak yaklaşık 100 katılımcı. (Okul müdürü, rehber öğretmen, iki gönüllü öğretmen, okul aile birliği başkanı)

Paylaşım Muhtevası
Yaşam İçin Değerler Eğitiminden Karakter Gelişimine
Karakter Gelişiminin Kesintisiz Yolculuğu
Kılavuz Kavramları Yeniden Birlikte Tanımlamak
Karakter Gelişimi İçin Uygulanmış Etkin Yöntemler
Karakter Gelişimi Yöntemini Okulumda Nasıl Uygulayabilirim?

Uygulama:
Bu program, en fazla 18 okuldan ve her okulun “ODAK GRUBUNUN” (yaklaşık 5 kişi), diğer bir anlatımla yaklaşık 100 kişinin katılacağı biçimde tasarlanmıştır.
Bu çalışmada sunulan özgün programın kazandırmayı hedeflediği yöntem, dokuz yıllık özel uygulamanın sonuçlarıdır. Bu nedenle programın uygulamasında akademik bilgi yanında, ağırlıklı olarak uygulamaya dayalı tasarımlar, sonuçlar ve çıkarımlar verilmektedir.
Yöntemin katılımcılara sunumu ve uygulama ön becerilerinin kazandırılması en az iki uzman tarafından gerçekleştirilecektir.
Başlangıçta katılımcıların “Değerler Eğitimi” uygulamalarına ilişkin yaşantıları grup ortamında paylaşılmaya çalışılacak; ikinci aşamada farklı uygulamalar için tasarısı olanların açıklamaları dinlenecektir. Özellikle her okul için geçerli farklı modellerin kurulabileceği, ancak karakter gelişimi  ve buna bağlı olarak çocuk tanımlama ve algılama ilkelerinin geçerliği vurgulanacaktır.
Program sonunda “Karakter Gelişimi” yöntemine ilgi duyan, uygulama istekliliği gösteren okulların odak gruplarına, özel olarak uygulamanın ön kılavuz bilgileri verilecektir.

Süre
Programın bir grup (18 okul yaklaşık 100 kişi) için uygulama süresi bir gün, yaklaşık sekiz saattir. Çalışma ortamlarının yönetim tarafından sağlanması esastır.
Çalışmaya katılan milli eğitim AR-GE grubunun ildeki katılımcılarla birlikte çalışması öngörülmektedir. Bu nedenle bu takım için yaklaşık iki saatlik özel bir dilim ayrılması düşünülecektir.

Düşüncelerinizi Paylaşın

BİLİM, AHLAKİ PUSULANIN YÖNÜNÜ DEĞİŞTİREBİLİR Mİ?

Reyhan Oksay, 26 Eylül 205 tarihli New Scientist Dergisindeki Bilim, ahlaki pusulanın yönünü değiştirebilir mi?
başlıklı makaleyi 23.10.2015 günlü Cumhuriyet Gazetesi’nin CBT 1492 sayılı ekinde yayınladı.
Okullarımızda “Değerler Eğitimi” kapsamında etkinlikler yoğun biçimde sürdürülürken, öğretmen ve yönetici meslektaşlara farklı bir pencere açmak amacı ile özetlenip düzenlenerek aşağıda verilmiştir.

Bilim, ahlaki pusulanın yönünü değiştirebilir mi?

Ahlaki hükümler genel olarak bilimsel açıklaması olmayan zihinsel faaliyetlerdir. Bilim insanları ahlaki düşüncelerimizin çoğunlukla sezgilerimizin ve iç sesimizin boyunduruğu altında olduğunu gördüler. Şimdi dünyanın daha iyi bir yer olması için ahlaki pusulanın yönünü nasıl değiştirebileceklerini araştırıyorlar.

Ahlak günlük yaşantımızda, sorun yaratan sosyal çatışmaları yatıştıran bir araçtır. Ahlak, bencil bireyleri işbirliği yapmaya zorlar. (Joshua Greene)

Gün içinde aldığımız kararları nasıl veririz? Sorusuna karşılık, Jonathan Haidt “Ahlaki yargılarımız akılcı düşüncelerimizin değil, iç sesimizin ve sezgilerimizin bir yansımasıdır”; cevabını vermektedir.

Bir deney kapsamında, katılanlara, Amerikan bayrağı ile tuvalet temizlemek ve çiğ tavuk ile cinsel ilişkiye girmek eylemleri teklif edilmiştir. Tüm denekler bunu hemen ve şiddetle reddediyor ve ahlaki değerlerine hakaret addediyorlar. Bir gerekçe göstermeleri istendiğinde yanlış işte! gibi bir ahlaki şaşkınlık içinde görünüyorlar. Buradan çıkarılan sonuç, “sonradan devreye giren akıl, yalnızca sezgisel kararları haklı çıkarmaya yarar” biçiminde özetlenebilir.

Araştırmacı Greene, ahlaki psikolojimizi dijital fotoğraf makinesine benzetiyor. Greene‘e göre Sezgisel ahlak duyarlığımız makinenin otomatik ayarları gibidir; akılcı ve bilinçli kararlar ise elle (manuel) ayarlamaya benzetilebilir. Elle ayarlarken tüm ayarları kendimiz seçeriz. Otomatik ayarlar, programlandığı koşullarda iyi sonuç verir. Bu ayarda olumlu sonuçlar alabiliriz, ancak esnekliği olmadığı için her koşula uyum sağlamaz. Elle yapılan ayarlar esnek olmakla birlikte o kadar verimli değildir. Çünkü ayarları koşullara göre oluşturmak zaman ister.

Çoğumuz otomatik ayarlara güveniriz, çünkü kolaydır ve çoğu kez yoğun bir zihinsel bir çaba gerektirmez. Ahlaki hükümlerde sezgilere güvenmek kestirme yoldur; çok fazla mantık yürütmeye gerek kalmaz.

Ancak şu soru ortaya konulmaktadır: “Küçük ölçekli sosyal dünyamızda başımızı belaya sokmadan yol almamıza yardımcı olan bu tür otomatik ayarlardaki ahlaki yargılar, gelecek nesiller ve uzaktaki yabancılardan oluşan milyonları etkileyecek konulara ne kadar uygundur?

Araştırmacı Greene, otomatik ayarların geniş kapsamlı ahlaki kararlara uygun olmadığını düşünüyor: Otomatik kararlar günlük sorunlarımızın çözümünde yararlıdır, ancak dünyanın bir ucundaki yoksulluk veya çevresel yok oluşlar gibi küresel sorunlarda işe yaramaz.

Otomatik ayarın temel özelliği empatidir. Bu kavram başkalarının acısını hissedebilme becerisi olarak tanımlanır. Bu duygu spot lamba gibi dar bölgeyi etkiler. Tek tek bireylerin duygularını hissetmeyi, acısını görmemizi sağlar ve böylece milyonların kaderini göz ardı etmemize yol açar. Sezgisel ahlaki kararlarımız kısaca şimdi ve burada ile ilgilidir; gelecekteki ve oradaki ile ilgilenmez.

Bodrum sahillerine cesedi vuran Galip’in fotoğrafının yarattığı duygusal tepki gibi. Oysa her gün onlarca sığınmacı derme çatma botlarda hayatını yitirmektedir. Empati yalnız nedenler üzerinde odaklanmamıza yol açar; geniş kapsamlı bir çözümü gözetmez.

Ahlaki sezgileri geliştirecek yeni yöntem araştırmaları da sürdürülmektedir. Bu yollardan birisi özel deneyimi vurgulamaktır. Bu yöntem, otomatik davranışların değiştirebilir oldukları esasından hareket etmektedir. Aynı şekilde küresel ısınma konusunda suyun veya karbon ayak izleri önlemleri gösterilirse katılımcıların çoğu önlem almaya ikna edilebilir.

Gezegenimizin karşı karşıya kaldığı sorunları çözmek, geniş ölçüde ahlaki değişiklikler gerektirir. Burada çalışmalarda ne yapmayalım değil, ne yapmalıyız biçiminde düşünmeye yöneltmek gerekir. Burada akılcılığı devreye sokmalıyız. Esas olan bir düşüncenin eylem haline getirilmesidir.

Son birkaç yıldır bilim insanları, ilaçlarla ve beyni uyaran tekniklerle ahlaki düşüncelerde köklü değişiklikler yaratmaya çalışıyorlar. Mally Crokett, Citalopram adı verilen bir rahatlatıcının (antidepresan) insanın başkalarına zarar verme konusunda daha duyarlı hale getirdiğini söylüyor.

Biyomedikal müdahalelerin de sosyal davranışlarda değişiklik yaptığı görülüyor. Kafa derisi üzerinde düşük şiddette elektrik akımı verilen deneklerin ırk ayrımcılığı konusunda daha hoşgörülü tavırlar sergiledikleri görülüyor. Bütün bu yeni yöntemlerin nasıl, kime, kimin kararı ile uygulanacağı, onayın kimden alınacağı boyutlarında tartışılmaktadır.

Persson ve Savulesco, Biyomedikal müdahalelerin insanları birer ahlak robotu haline getirmeleri tartışılabilir. Bu girişimlerim okullarda maruz kaldığımız eğitimden bir farkı olmadığını ve özgür iradeye bir tehdit oluşturmadığını söylüyorlar. Okullarda bize öğretilenler de insanları benzer davranışlarda bulunmaya teşvik etmiyor mu?

Biyomedikal uygulamaların etik açıdan uygun olduğunu varsayalım, bunu milyarlarca insan nasıl uygulayacağız? İçme suyuna ilaç mı katacağız, yoksa öğrencilerin beslenmesinde içine ilaç katılmış yiyecekler mi vereceğiz?

Bloom’a göre ahlaki müdahaleler, insanların daha iyi insan olması için yeterli değil; duygulara müdahale edilerek iyi bir dünya vatandaşı olunmuyor. İklim değişikliği, nükleer enerji veya silahlar gibi ahlaki yükümlülükler söz konusu olduğunda sezgilere güvenilmemesini, elle ayarlara yani düşünce, mantık yoluna başvurulması önerilir. “Ahlaki konular çok karmaşık ve değiştirilmesi zordur. Bunun için ciddi şekilde kafa yormak ve alınan kararların bir bedeli olduğuna önceden hazırlıklı olmak gerekir. En doğru çözüm, ahlaki yargılara varırken konuyu enine boyuna düşünmektir.

Düşüncelerinizi Paylaşın

EĞİTİMDE MAZİYİ YAKALAMAK

Zamanı durdurmak, geri çevirmek, zamana yetişmek, geçmişe hükmetmek herkesin hayali.

Kim istemez çocukluğunu, gençliğini yeniden yaşamayı. Okullarımızı, öğretmenlerimizi, kitaplarımızı, defterlerimizi, karnelerimizi iplikle boynumuza astığımız, kenarlarını çiğneyip kopardığımız yazı silgilerimizi, tebeşir yazıları için kullanılan yuvarlak keçe tahta silgilerini görmek, dokunmak ne kadar mutlu edecektir bizi.

Birlikte başarmak için sizi davet edeceğim etkinliği büyük, kapsamlı başlıklarla örneğin “proje”, “eğitsel girişim” v.b. adlandırmak istemiyorum. Neyi birlikte başarmak istediğimi kısaca dillendireyim; hedefimiz: ÖĞRETİMDE ZAMANA / OKULDAN KALANA ULAŞMAK

İlk aşamada bireysel veya kurumsal boyutta öğrenmeye, okula, öğretmeye ilişkin elde kalanlara (defter, kitap, araç-gereç, yazılı veya görsel belgeler, kayıt örnekleri, V.B.)  ulaşmak toplamak, Sonrasında bu işin uzmanları “müzecilik” ilkelerini izleyerek topladıklarımızı görselleştirmek. Başladık şimdi!

SİZ, VAR OLANDAN BİZİ HEBERDAR EDİN YETER!

Eğitim bilincine katkılarınız için teşekkürler. Başarımızı şimdiden kutluyorum.

Düşüncelerinizi Paylaşın

ORTAK DUVAR MESAJI

Her seviyede eğitim-öğretim kurumlarının kaderlerine terk edildiğini günlerce düşünüyorum; belki de onlara -devletin şart koştuğu müfredatlara, devam zorunluluğuna, kadrolu öğretmenlere, saatlerce süren derslere, notlara derecelere ve bütün bunlara- veda etmenin ve o kutsal hale getirilmiş boğucu duvarların dışında gerçek öğrenmenin çiçek açmasına izin vermenin zamanı gelmiştir. Anaokulundan en prestijli doktora programına kadar her bir eğitim kurumunun yarın kapanacağını hayal edin. Ne harika olurdu! (Rogers. Carl R., Yarının İnsanı. s:260)

Düşüncelerinizi Paylaşın